Savaşlar ve ağırlama sektörü
Çevremizdeki krizlerden, savaşlardan en çok etkilenen sektörlerden biri hospitality.
Turizm, otelcilik ve yeme-içmeyi bir şemsiye altında toplayan ağırlama sektörünün kırılganlığını yıllar önce Amerika’nın Irak’a karşı açtığı savaş sırasında da, Rusya 4 yıl önce Ukrayna’ya saldırdığında da hissetmiştik.
İlk gösterge rezervasyonların iptali olmuş, ardından da fiyat artışlarının yarattığı enflasyonist baskı talep azalmasına, maliyet yükselmesine yol açmıştı. Ancak bu kez daha ciddi bir durumla karşı karşıyayız.
Amerika ve İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattığı savaş, Türkiye için ve tabii ki ağırlama sektörü için ciddi sonuçlar doğurabilir.
Petrol fiyatlarındaki artışın uçak biletlerine yansıması orta gelir grubunu yakın destinasyonlara yöneltebilir.
Umudum savaşın bir an önce bitmesi, insani kayıpların, çekilen acıların ve bölgemizi saran istikrarsızlığın sona ermesi.
Fakat biz yine de ülke ve sektör olarak tedbiri elden bırakmayalım, hesabımızı-kitabımızı dikkatli yapalım.
TARIM SEKTÖRÜ
Bir diğer çok önemli bulduğum konu da bu son savaşların bize ders olması ve kendine yeterliliği özendirecek tedbirlerin öncelikli olarak alınması.
Özellikle de tarımın, hayvancılığın daha çok desteklenmesi, dışa bağımlı olmaktan kurtulmamız.
Türkiye her ne kadar tarım ve gıda sanayisinde ithalattan çok ihracatçı olsa da soya, ayçiçeği, mısır, zaman zaman buğday gibi saf tarım ürünleri ile canlı hayvan ve hayvan yemi en büyük ithalat kalemleri arasında.
Ve maliyetler hepimizin bildiği gibi artıyor, transit taşımacılık aksaması gıda enflasyonunu hızlandırıyor.
Planlı bir üretim modeliyle yağlı tohumlar ve hayvan yemi üretiminde dışa bağımlı olmayı iklim koşulları nedeniyle tümden devreden çıkaramasak da en aza indirgemenin mümkün olduğunu düşünüyorum, dört kuşak bir çiftçi ailesinin üyesi olarak.
Hayalim yağlı tohum teşvikleri, kooperatifleşme ve diğer atılımlarla hem konvansiyonel hem de küçük ölçekli tarımda da güçlü bir ülke haline dönüşmemiz.