İki güçlü kadın aynı odadaysa gerilim kaçınılmaz
Michelle Frances’ın aynı adlı romanından uyarlanan “The Girlfriend”, oğluna derin bir bağlılıkla tutunan Laura’nın, onun kız arkadaşı Cherry’yi kendi dünyası için tehdit olarak görmesiyle başlayan bir psikolojik gerilim dizisi. Hem Laura karakterini canlandıran hem de yönetmen koltuğuna oturan Robin Wright ile Los Angeles’ta buluştuk, diziye dair merak edilenleri konuştuk.
“The Girlfriend” dizisinde hem kamera önündesiniz hem de yönetmen koltuğundasınız. Bir sahneyi çekerken, aynı anda oyuncu ve yönetmen olmak sizin için nasıl bir deneyimdi?
- Yönetmen şapkamı taktığımda, sahnede neyi başarmam gerektiğini hem diğer oyuncular hem de kendim için çok iyi biliyordum. İşin komik tarafı ise Olivia Cooke’un bunu çok tatlı bir şekilde dile getirmesiydi. “Robin’le sahnedeyken onun beni gözleriyle yönettiğini görebiliyorum ama o hâlâ karakterin içinde kalıyor, bu çok tuhaf” diyordu. Ondan farklı bir tepki alabilmek için performansımı değiştiriyordum. Aynı anda iki şeyi birden yürütüyordum; bir yandan Laura olarak sahnenin içinde kalırken, diğer yandan da ton arayışını sürdürüyordum. Hatta bazen kendime “Kes!” diyordum. Bu da harika bir şeydi, çünkü sahnede kötü olduğumu hissettiğim anda direkt “Kes, bir daha alıyoruz” diyebiliyordum.
Hikâyenin tonunu yaratırken hangi görsel referanslar size ilham verdi?
- Ton olarak, daha çok bir film gibi çektiğimizden emin olmak istedim. Evet, hikâye melodramatik denebilir ama özüne indiğinizde tamamen hayatın içinden geliyor. İnsan doğasına ve insanların verdiği tepkilere dayanıyor. Hepimiz günlük hayatta bunu yaşıyoruz: Algı meselesi.
Olay gerçekten senin gördüğün gibi mi oldu, yoksa benim gördüğüm gibi mi? Yani her şey oldukça öznel. Ben de bunu daha temel, daha gerçekçi bir zemine indirmek istedim. Bu nedenle daha sinematik bir anlatım dili kurdum.