ETRAFINIZDAKİ EKİP KADAR İYİSİNİZ
- “The Girlfriend” size daha önce deneyimlemediğiniz bir şey yaşattı mı?
- Benim için en farklı tarafı, aynı anda üç ayrı şapka takıyor olmamdı. Bunu daha önce “House of Cards”ta da yapmıştım. Ben de diğer yönetmenler gibi, önceden belirlenmiş olan o dili takip etmek durumundaydım. Buradaki deneyim ise bambaşkaydı, çünkü ilk kez bir işi en başından itibaren kurma fırsatı buldum. Yaratıcı ekiple birlikte sıfırdan bir dünya inşa etmek, bir kitaptan uyarlamak, yazarlarla çalışmak, dizinin nasıl görünmesini istediğim üzerine konuşmak... Bunların hiçbirini daha önce bu ölçüde yapmamıştım. O nedenle benim için hem çok yaratıcı hem de son derece besleyici bir süreç oldu.
Peki bu üç ayrı şapkadan sizin için en keyifli ya da en özel olanı hangisiydi? “Bu bana bambaşka bir kapı açtı” dediğiniz bir an oldu mu?
- Hazırlık sürecinin her günü, sette geçen her gün benim için çok özeldi. Gerçekten şuna inanıyorum: Etrafınızdaki ekip kadar iyisiniz. İşin özü bu. O yüzden insan sürekli ekibine dönüp, “Tutkunuzu benimle paylaştığınız, elinizden gelenin en iyisini yapmak istediğiniz için çok teşekkür ederim” demek istiyor.
Bazen yeterli bütçeniz ya da zamanınız olmuyor ama buna rağmen ekip bir şekilde çözüm üretiyor, adeta imkânsızı mümkün kılıyor. O dayanışma ve birlikte üretme duygusu gerçekten tarif edilmez bir şey. Benim için bu, sürecin başından sonuna kadar hissedildi; hazırlık aşamasından sete, post-prodüksiyona kadar. Kurgu, renk düzenlemesi, müzik, beste... Hepsi ayrı ayrı çok heyecan vericiydi.
Özellikle şarkı seçimleri benim için çok önemliydi. Hangi parçanın hangi sahnede doğru etkiyi yaratacağını bulmak çok belirleyiciydi. Çünkü bugün dizilerde müzik kullanımı gerçekten çok güçlü bir anlatı aracı; bazen sahneyle tezat kuruyor, bazen de sözleriyle duyguyu tam kalbinden vuruyor.