Üzüm çeşitliliği açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biriyiz. Trakya, Kapadokya, Urla, Elazığ, Denizli. Her biri güçlü bir potansiyel taşıyor. Ama bağ rotası kültürü hâlâ çok sınırlı.
Sorun sadece içecek değil. Sorun hikâyeyi birlikte kuramamak.
Bağ bulunuyor. Restoran bulunmuyor. Restoran bulunuyor. Üreticiyle bağ kurulmuyor. Ürün bulunuyor. Ziyaretçi deneyimi oluşmuyor.
Oysa bağ rotası tabelayla kurulmaz. Bölgesel planlama gerekir. Yollar düzenlenir. Küçük üretici desteklenir. Yerel restoranlar teşvik edilir. Tadım alanları kurulur. Çiftçi turizme dahil edilir. Böyle bir yapı kurulduğunda zincirleme etki başlar.
Ziyaretçi gelir, restoranda yemek yer, kasaptan alışveriş yapar, peynir üreticisinden ürün alır, otelde kalır. Bölge kazanır.
Hunter Valley’den dönerken insanın aklında şu düşünce kalıyor: Türkiye’de üzüm çok ama üzümün etrafındaki hikâye hâlâ eksik.😐