Bıçak altına yatmadan sorun: Ameliyatsız seçeneğim var mı
Tıpta sessiz ama çok önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Yıllardır “Ameliyat şart” denilen birçok hastalıkta artık açık cerrahiye alternatif, kesi olmadan ya da çok sınırlı girişimlerle yapılan tedaviler öne çıkıyor. Tiroid nodülleri, erken evre bazı meme tümörleri, damar tıkanıklıkları, miyomlar, hatta diz kireçlenmesi bu hastalıklardan bazıları...
Bugün birçok hastalıkta bazı hastalar için açık ameliyat artık tek seçenek değil. Dikkat çekmek istediğim konu tıbbın teknik ilerlemesinden çok şu: Vatandaş kendisi için ameliyatsız ya da daha az girişimsel bir seçenek olup olmadığını gerçekten biliyor mu?
Eğer hasta bunu bilmiyorsa mesele yalnızca sağlık değil, doğrudan “hasta hakkı” meselesidir.
HER HASTALIĞA NEŞTER ŞART DEĞİL
Bu tablo, geçen hafta benim de katıldığım Antalya-Kemer’de düzenlenen Türk Girişimsel Radyoloji Derneği (TGRD) 2026 Ulusal Kongresi ve EVIS Uluslararası Ortak Toplantısı’nda çok net biçimde ortaya kondu. 1300 uzmanın katıldığı kongrede verilen ortak mesaj son derece çarpıcıydı:
“Her hastalıkta neşter şart değil.”
Bu cümle hafife alınmamalı. Çünkü Türkiye’de hasta çoğu zaman hâlâ şu refleksle karşı karşıya kalıyor: “Tiroidde nodül varsa bez alınacak”, “Damar tıkalıysa ameliyat olunacak”, “Kitle varsa kesilecek.”
Oysa tıp artık başka bir yere gidiyor. Bazı hastalıklarda ısıtma, dondurma, damar kapatma, balon, stent, anjiyografik girişimler gibi yöntemlerle daha sınırlı müdahaleler yapılabiliyor. Bu ne demek?
Uzmanlara göre bu hastalar için “daha küçük girişim, daha az kesi, daha kısa iyileşme süresi, bazı durumlarda aynı gün taburcu olabilme ve günlük yaşama daha hızlı dönüş” demek. Elbette her yöntem her hasta için uygun değil. Kritik soru da şu: “Hasta, tedavinin kendisine uygun olup olmadığını biliyor mu?”