YENİ GÜVENLİK TANIMI: SAVAŞ SINIRDA DEĞİL İÇERİDE HİSSEDİLİYOR
Bugünün seçmeni güvenliği klasik anlamda tanımlamıyor.
Seçmene göre en büyük tehditler:
* Ekonomik kırılganlık
* Göç dalgaları
* Bölücülük
Yani İran’daki bir savaş, Türkiye için sadece askeri risk değil.
* Yeni göç dalgası
* Enerji krizi
* Fiyat artışı
Bu yüzden dış politika artık soyut bir alan değil. Savaş ortamında doğrudan hayat pahalılığı demek.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN BU DENKLEMDEKİ AVANTAJI
Araştırmaya katılanların verdikleri yanıtlardan şu tespiti yapmak mümkün; Erdoğan gerekli dış politikayı ve denklemi yönetebilecek isim olarak görülüyor. Bu alanda Cumhurbaşkanı açık ara önde.
Bu bir güven refleksi. Kriz yönetiminde Erdoğan’ı güvenli buluyorlar.
Yine araştırmadan yola çıkarak şu yorumu yapmak mümkün; dış politikada Erdoğan liderliği Türkiye için bir fırsat olarak görülüyor. İktidarın ülke güvenliği ve dış politikayı daha iyi yöneteceğine inanılıyor.
SEÇMENİN ÖNCELİĞİ
Burada ince bir denge var.
Toplumun önceliği:
1- Ekonomik istikrar
2- Toplumsal huzur
Yani kimse savaş istemiyor.
Kimse güvenlik devleti talep etmiyor.
Ama herkes şunu biliyor:
Bu coğrafyada güvenlik yoksa ekonomi de yok.
Erdoğan’ın avantajı da tam burada:
Güvenliği bir ideoloji olarak değil, sistemin sigortası olarak anlatabilmesi.
BİTİRİRKEN: TÜRKİYE TARAF SEÇMİYOR OYUN KURMAYA ÇALIŞIYOR
Bugün Türkiye kendini dengenin merkezine koyuyor.
Seçmen de aynı noktada:
* Savaşa girmesin
* Ama güçlü olsun
* Taraf olmasın
* Ama etkisiz de kalmasın
Seçmenin önemli bir bölümü şunu düşünüyor:
Bu denklemi hâlâ en iyi bilen aktör Erdoğan.
* Ama aynı seçmen ekonomik kırılganlığın da farkında. O yüzden dengede kalırken hayatının da düzeltilmesini istiyor.
* Üstelik bölgedeki savaşın sınır hareketliliği ve göç dalgası riski taşımasından endişe ediliyor.
İşte Türkiye siyasetinin yeni eşiği tam burası.🤨