Bilginin sessiz zaferi
Dışarı çıkarken tabeladaki kırmızı renge tekrar gözüm takılıyor. Madison Avenue’nin uğultusu içinde o kırmızı, hâlâ dikkat çekiyor. Düşünüyorum: Belki de Morgan’ın asıl hedefi buydu insanların bir anlığına durup içeri bakması.
Bugün o salonda yankılanan sessizlik, bütün servetlerden daha gür bir şey söylüyor:
“Bir gün bütün binalar yıkılacak, bütün şirketler yok olacak ama yazılmış bir kelime, bir parşömen, bir dua onlar kalacak.” Morgan Library & Museum bu kelimenin hâlâ yaşadığını kanıtlıyor. Ve oradan çıkarken, insan fark ediyor: Zenginlik, biriktirdiklerinde değil; koruyabildiklerinde.
Ziyaretçinin düşüncesi
Bir süre sonra kendimi Morgan’ın çalışma odasının önünde buluyorum. Ağır bir çelik kapıdan giriliyor; oda hâlâ onun bıraktığı gibi. Masanın üzerinde bir portre, etrafında deri ciltli klasörler. Bir an sessizlik çöküyor. O an, bu kütüphanenin neden müze değil, mabet gibi hissettirdiğini anlıyorsunuz. Çünkü burada sergilenen şey sadece kitap değil; insanın anlam arayışı.
Bu salonlarda yürürken ister istemez İstanbul’u, Topkapı Sarayı’nın Hazine Kütüphanesi’ni, Konya’daki Karatay Medresesi’ni hatırlıyorum. Orada da bilgi, süslenmiş bir metin değil; hayatın merkezine yerleştirilmiş bir değerdi. İnsan kütüphanenin içerisinde ister istemez şöyle bir cümle kuruyor: “İnsan muhtelif coğrafyaların ortak hafızasının bir ürünü.” Bunca kitap, bunca sanat ve her biri aynı biyolojik canlının biyolojik varlığından öte olan bir idrakinin, ruhunun, zevkinin ve şuurunun yansıması. Bunlar o canlının hep aynı kaygıyla ve aynı amaçla ürettikleri, farklı görüntülerdeler ama aynı şeyi söylüyorlar ve çok benzer hikâyelere sahipler.”😶