Asıl hikâye Eylül’de başlayacak
İZMİR’in Kordon’undaki tarihi Fransız Konsolosluğu Arkas Sanat Alsancak olarak restore edildiğinde kent için aslında bir sanat yolculuğu başlamıştı.
Ardından Arkas Deniz Tarihi Merkezi, Arkas Sanat Urla, Bornova’daki Arkas Sanat Mattheys Köşkü, Çeşme’deki Arkas Sanat Alaçatı İzmir’in sanat hayatını çok değiştirdi.
Geçen yılın sonunda Ayşe Mayda Köşkü; “Arkas Sanat Göztepe Ayşe&Seniha Mayda Köşkü” adıyla İzmir’in kültür haritasına işlendi.
Her biri özel koleksiyonları, sergileri sanatseverlerle buluşturdu.
Lucien Arkas’ı uzun yıllardır tanırım.
Paylaşmayı seven, kentle bütünleşen, hayatı yorumlarken sanatı, kültürü, gelenekleri unutmayan biridir.
Yedinci adresi Lucien Arkas Sanat Merkezi oldu.
Onun cümleleri genelde sade olur ama arkasında büyük bir ısrar vardır.
Bu kez de öyle dedi.
“İzmir doğup büyüdüğüm şehir. Bu şehrin sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle de sanatla iç içe olması gerektiğine inanıyorum.”
Bu cümle aslında bir strateji dokümanı gibi.
Şehir markalaşması dediğimiz şey tam olarak da böyle bir şey.
Bir kentin kendine biçtiği rol...
Ve Arkas, İzmir’e “Sanat Şehri” rolünü yazıyor.
Ama asıl kırılma başka
bir yerde.
Bu merkez, artık sadece İzmir’in değil; dünyanın sanat dolaşımına dahil oluyor.
Centre Pompidou ile kurulan iş birliği uzun yıllar devam edecek.
Beş yıl boyunca, yılda iki sergi olacak.
Yani dünyanın en önemli modern sanat koleksiyonlarından biri, düzenli olarak İzmir’e gelecek.
Lucien Arkas’ın söylediği gibi...
“Uluslararası iş birliklerinde temelimiz her zaman güven ve dostluk oldu.”
Ve o güven, yıllar önceki Picasso sergisinden bugüne taşınmış.
Açılış sergisi küçük ama güçlü bir işaret fişeği.
Sonia ve Robert Delaunay.
Renkle düşünen, ışıkla yazan iki sanatçı...
Modern sanatın dilini değiştiren o cesur yaklaşımın küçük bir ön izlemesi.
Asıl hikâye Eylül’de başlayacak.
Renk ve ışık üzerine büyük bir sergi...
Yani İzmir, sadece sanat izleyen değil, sanat tartışan bir şehir olmaya doğru gidiyor.
Ben bu hikâyeye biraz dışarıdan bakmaya çalışıyorum.
Sanat mekânları birbirine bağlanıyor.
Sergiler süreklilik kazanıyor.
Uluslararası kurumlar güvenip koleksiyonlarını gönderiyor.
Arkas Sanat, bu ekosistemin omurgasını kuruyor.
Aslında Lucien Arkas’ın yıllardır söylediği o cümlenin devamı:
“Görmedikleri bir şeyi sevemezler.”
Şimdi İzmir’de daha fazla insan sanatla iç içe olacak.
Daha fazla genç temas edecek.
Bu bir şehir için harika bir şey...