GELECEĞE DAMGA VURACAK YAPILAR İNŞA ETMELİYİZ
TÜRKİYE birçok alanda önemli mesafeler kat etti. Üreten bir sanayimiz var. Özellikle savunma sanayinde etkileyici bir ivme yakaladık. Yazılımda, teknolojide de dünyayla rekabet eden işler çıkarıyoruz.
Ama bir başlık var ki, hâlâ içimde ukdedir; şehircilik...
Kentlerimizin daha kimlikli, daha özgün, daha cesur olmasını isterdim.
Örneğin İzmir.
Centre Pompidou Arkas Sanat ile birlikte beş yıl boyunca sergiler düzenleyecek bir kültür hamlesi başlatıyor. Bu beş yıl tesadüfi değil. Pompidou bugün Paris’te kapalı; Beaubourg binası 2030’a kadar sürecek kapsamlı bir yenilenme sürecinde. Ama kurum bu dönemi geri çekilerek değil, tersine açılarak geçiriyor.
Laurent Le Bon’un tarif ettiği gibi Pompidou bir metamorfozdan geçiyor. Sabit bir yapıdan, koleksiyonunu ve bilgisini dünyaya taşıyan hareketli bir kuruma dönüşüyor. Malaga, Şanghay, Brüksel... Ve artık İzmir. Pompidou’nun düzenli olarak açıldığı şehirlerin bu kadar sınırlı olması tesadüf değil. Bu listeye girmek, bir kentin kültürel altyapısına duyulan güvenle mümkün. Yani mesele yalnızca eserlerin gelmesi değil; İzmir’in artık bu ölçeği taşıyabilecek bir şehir olarak görülmesi. Aslında Centre Pompidou modern mimarlık tarihinin en ikonik yapılarından biriydi.
Bugün Paris’in kalbinde duran bu yapı 1970’lerde, kariyerlerinin henüz başındaki iki genç mimarın Renzo Piano ve Richard Rogers’ın imzasını taşıyordu.
Ve o günden beri yalnızca bir müze değil; bir fikir, bir manifesto oluşturulmuştu.
Centre Pompidou’yu benzersiz kılan şey, sadece içinde sergilenen çağdaş sanat eserleri değildi. Asıl mesele, binanın kendisinin de bir sanat eseri olmasıydı.
Taşıyıcı sistemin dışarı alınmasıyla içeride kesintisiz, kolonsuz, tamamen özgür bir alan yaratılmıştı. Mekân, sanatın ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenebiliyordu. Esneklik burada bir teknik detay değil; bir felsefeydi.
Dönemi için radikal, bugün için hâlâ ilham verici.
Geçtiğimiz günlerde müzenin başkanı Laurent Le Bon ile birlikteydim.
Şunu söyledi.
“Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı seçkisiyle başlayan sergimiz Eylül ayında daha da büyüyecek. Biz bu koleksiyonun bekçileriyiz. Onu taşıyan, aktaran kişileriz. Ve bu koleksiyon İzmir’de olağanüstü bir şekilde parlayacak. Lucien Arkas Sanat Merkezi, Centre Pompidou’u için ideal bir ortak. Arkas’ın İzmir’deki takım yıldızları arasında biz de bir yıldız olarak yerimizi alacağız.”
Bence Türkiye artık sadece üretimde değil, mekan üretiminde de iddialı olmalı.
Geleceğe damga vuracak yapılar inşa etmeliyiz.
İnsanların sadece görmek için değil, deneyimlemek için geldiği yapılar; tıpkı Centre Pompidou gibi.