‘Kaymak benim zaafım’
Guerrero’nun Türkiye’ye bakışıysa teknik analizlerden çok, duyusal ve kültürel bir okuma içeriyor.
“Süt ürünlerinin, özellikle taze olanların büyük bir hayranıyım... Kaymak benim zaafım” derken aslında bir lezzetten fazlasını, mutfağımızla kurduğu samimi ilişkiyi anlatıyor. Aynı şekilde, Türkiye’de gastronomiyi deneyimlerken ‘tarihin ve kültürün ağırlığını hissettiğini’ söylemesi tesadüf değil. Zira bu şehirde yemek, yalnızca bugüne ait değildir. Aynı masada bazen yüzyıllar oturur.
Belki de bu yüzden İstanbul’da kurduğu mutfak, yeni bir iddia ortaya koymaktan çok, var olanı doğru bir çerçeveye yerleştirme çabası. Guerrero burada sıfırdan bir şeyleri sunmayı değil, mevcut olanla bağ kurmayı tercih ediyor. Ve onun yemeklerini ve stilini bilen biri olarak bunu çok daha heyecanlı buluyorum. İstanbul’un meselesi belki de
yeni mutfaklar yaratmak değil, mevcut gücünü doğru insanlarla görünür kılmaktır, ne dersiniz?🤫