İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYA ÇOK AMA ÇOK KORKUTUCU
“One Battle After Another”da karakteriniz tehlikede olduğunu fark ettiği anda kaçmanın bir yolunu buluyor. “The Testaments”ta ise Agnes MacKenzie, çevresindeki tehdidi idrak ettikten sonra isyan etmeyi seçiyor. Kadınların baskıya karşı direnişi üzerine tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, bu rolleri bir tür sanatsal aktivizm biçimi olarak görüyor musunuz?
- Kesinlikle. Dahası, bu karakterleri canlandırırken ve aynı zamanda onları canlandırma fırsatına eriştiğim için içimde güçlü bir sorumluluk hissi taşıyorum. İçinde yaşadığımız dünya çok ama çok korkutucu. Ve eğer parçası olabildiğim bu projeler insanlara güç verebilirse; kadınlara, beyaz olmayanlara, bana benzeyenlere güç katabilirse, o zaman kendimi son derece onore olmuş hissederim. Çünkü tek arzum, insanlarla bağ kurabilen ve onlara farklı yollardan dokunabilen hikâyeler anlatabilmek. Dolayısıyla, bu iki karakteri de canlandırırken içimde güçlü bir sorumluluk hissi taşıyorum.
Şu an hayat yolunuzu şekillendirirken ve büyümekte olan bu yeni nesle bakarken, neler hissediyorsunuz?
- Yeni nesle, hatta biraz daha genç olan nesle baktığımda kendimi gerçekten çok umutlu hissediyorum. Çünkü onların taşıdığı güç ve birçok şeye karşı gösterdikleri direnç, son derece ilham verici. Bununla el ele giden bir başka düşüncem daha var: Hem kendi adıma hem de benden önceki nesil adına, içimde güçlü bir sorumluluk hissi taşıyorum. Onların yanında olup destek vermeliyiz. Bu, özellikle de genç kızlar söz konusu olduğunda yeni ve genç nesil için yeterince vurgulanmayan bir husus. Kendimi çok umutlu hissediyorum; zira dünya şu an her ne kadar karanlık ve korkutucu bir yer olsa da, bence bu yeni nesil, dünyaya umut getirme gücüne sahip.