İslamabad masasındaki sır uzlaşmanın Körfez’e bomba gibi düşmesinin hikâyesi
ABD ile İran ana ekseninde sisler bulutu içinde kimse gerçekte oyunun kurallarını bilmiyor...
Ancak herkes kazanmaya oynuyor. Kazanmak o kadar önemli ki bazen iki düşman ortak çıkarda uzlaşabiliyor. Şimdi sizlerle “Yok artık” dedirtecek bir bilgiyi paylaşacağım. Bilgi diyorum çünkü o kritik toplantıya katılan taraflarda yer alan kaynağıma güveniyorum. Ancak bir gazeteci olarak bazı haberlerin “bomba” etkisi yaratabileceğini de biliyorum. Bu yüzden İslamabad’dan sızan, ilk kez Hürriyet Gazetesi’nde okuyacağınız perde arkasıyla başlayalım:
- İslamabad’da ABD-İran arasında kurulan masa ve o masanın merkezinde dünyanın en kritik geçiş noktalarından biri: Hürmüz Boğazı.
- İşte kulağıma ulaşan perde arkası bilgiye göre, ABD ile İran Hürmüz’de ortak kontrol ve hatta geçişlerden gelir elde etme modelini konuştular.
- Bu, ilk bakışta imkânsız gibi görünebilir. Ama son gelişmeler ve yapılan açıklamalara göre konuşmaları aslında çok normal.
TRUMP’IN AÇIKLAMALARINDA GİZLİYDİ... İKİ TARİH İKİ TON TEK STRATEJİ
Önce sizleri zaman tünelinde geriye götüreceğim. O masa toplanmadan önce ABD Başkanı Trump tarafından iki farklı tarihte yapılan iki açıklamaya:
- Tarih 5 Nisan 2026: (ABC News) Jonathan Karl ile yaptığı röportajda Trump açıkça şunu söyledi:
“Hürmüz Boğazı’nı devasa bir ortak girişim olarak işletebiliriz. Bu, oranın güvenliğini sağlamanın en güzel yolu... Herkes muazzam miktarda para kazanır.”
“İran’ın inanılmaz bir potansiyeli var. Eğer nükleer hırslarından vazgeçerlerse, Hürmüz’ü dünyanın en güvenli ve en kârlı ticaret yolu haline getiririz.”
- Tarih 13 Nisan 2026 – Truth Social paylaşımı. Bu kez ton tamamen değişiyor ama aslında içerik aynı;
“İran’ın korsanlık ya da haraç keserek para kazanmasına asla izin vermeyeceğiz. Ya her iki tarafın da devasa kazançlar elde edeceği tam bir anlaşma olur ya da hiçbir şey olmaz. Ya hep ya hiç.”
ÇELİŞKİ DEĞİL PAZARLIK
İki açıklama yan yana konduğunda tablo çok net: Önce “birlikte kazanalım” teklifi ve sonra “ya kabul edersin ya da kaybedersin” baskısı. Bu klasik bir diplomatik dil değil. Bu doğrudan ticari pazarlık dili. Ve bu da şunu gösteriyor:
- Bu kriz ideolojik değil, çıkar odaklı.