PERDE ARKASI: DÜŞMANLIK VE ÇIKAR AYNI MASADA
Trump aslında söylediğini masaya öyle ya da böyle getiren bir isim. Yukarıdaki satırlarda okuduğunuz açıklamalar İslamabad’daki görüşmelerde de konuşuldu. İslamabad’dan bu köşeye ulaşan bilgilere göre;
- ABD ve İran, Hürmüz’ün kontrolünü birlikte yönetmeyi ve geçişlerden gelir elde etmeyi tartıştı.
- Tartışmakla kalmadılar genel bir uzlaşıya vardılar.
- Peki bu ne demekti?
- Güvenlik ortak.
- Kontrol ortak.
- Gelir ortak.
- Bu, klasik anlamda bir boğaz yönetimi değil, jeopolitik ortak girişim.
KÖRFEZ NEDEN AYAĞA KALKTI
Bu bilgi Körfez ülkelerine ulaştığında bir anlamda kıyamet koptu ve tablo değişti;
- Suudi Arabistan,
- BAE,
- Katar, hepsi aynı refleksi verdi; “ABD’deki yatırımlarımızı çekeriz.”
Bu sıradan bir diplomatik uyarı değildi, küresel finansal sistem üzerinden büyük bir baskıydı. Çünkü bu model gerçekleşseydi;
- İran güç kazanacaktı.
- ABD yeni ekonomik rol üstlenecekti.
- Körfez kontrol kaybedecekti.
HÜRMÜZ: KÜRESEL EKONOMİNİN DAR NOKTASI
Şunu unutmayalım; Hürmüz Boğazı üzerinden:
- Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20–25’i geçiyor.
- LNG taşımacılığı kritik.
- Küresel üretim zinciri buraya bağlı.
Bu yüzden mesele sadece bölgesel değil, küresel sistem meselesi.
HUKUK NE DİYOR
Mesele bununla bitmiyor, işin bir de uluslararası hukuk boyutu var. Uluslararası deniz hukukunun temel çerçevesi: UNCLOS. Bu sözleşmeye göre:
- Transit geçiş serbesttir.
- Engellenemez.
- İzne bağlanamaz.
- Ayrımcılık yapılamaz.
- Bayrağa göre ayrım yasaktır.
- Geçişten ücret alınamaz.
- Keyfi ekonomik kazanç yasaktır.
Yani teoride: Hürmüz bir “gelir kapısı” değil, serbest geçiş alanıdır.
AMA GERÇEK DÜNYA FARKLI
Körfez’in ayağa kalkmasıyla şimdilik rafa kalkmış görünse de, ABD ve İran’ın bu modeli konuşmasının yakıcı sonuçları olur:
- Hukuk tek başına belirleyici olmaktan çıkar. Konuşulması bile fiili güç dengesinin hukuku zorlamaya başladığını gösterir.