Dörtten üç çıkınca ne kalır?
Şehir, bahar ve İstanbul Film Festivali o kadar uzun zamandır birbirini tamamlayan bir üçlü ki benim için. Çocukken anne babası tarafından o zamanki Sinema Günleri’ne taşınıp kimi siyah beyaz filmlerde uyumuş (O zaman yaş sınırı yok muydu acaba?) bir çocuk olarak ben de hiç ara vermeden kendi biletlerimi alıp kendi festivalimi takip ettim. Bu sene de 45.’sini gene güneşli günlerde yaşıyor olmaktan mutlu ve değişmeyen güzel şeylere dair umutluyum. Üstelik hâlâ Atlas Sineması var, hala Beyoğlu biraz festival demek.
Festival de biraz keşif demek. Hani garantici olup tanıdığın yönetmenlerin izini sürebilirsin elbette ama ben pek de bir şey okumadan bir hissin ucuna takılıp bilmediğim bir dünyaya girmeyi daha çok seviyorum. “Dört Eksi Üç” de böyle oldu. Hatta iyi ki böyle oldu, belki etraflıca okusam vazgeçer ve bu sıra dışı kadınla; Avusturyalı yazar Barbara Pachel Eberhard’la tanışmamış olurdum. Neden vazgeçerdim? Çünkü Barbara 33 yaşında, iki çocuklu genç ve neşeli bir anne olarak uyandığı 20 Mart 2008 gününü kocasını ve çocuklarını feci bir trafik kazasında kaybetmiş yalnız bir kadın olarak tamamlıyor. Filmin adı da buradan geliyor zaten: Dört eksi üç, eşittir bir. İnsan sinemaya gidip bu kadar büyük bir acıyla baş başa kalmaktan çekinebilir.🤨