Fakat film, seyirciyi bu yeri doldurulamayacak kayıpla yüzleştirmekle değil, ölüm böyle kapıyı çalmadan fırtına gibi eve daldığında insanın neye tutunacağıyla ilgileniyor. Üstelik bu Barbara’nın gerçek hikâyesi ve o ilk şok geçip de evinde yapayalnız kaldığında oturup bütün tanıdıklarına yollayacağı bir mektup yazmış. İnsanlar muhtemelen ne diyeceklerini bilemediklerinden onu yalnız bırakmışlar çünkü ve bu ‘ölüm sessizliğini’ kıran, Barbara Pachel Eberhard’ın bir gazetede de yayınlanan mektubu olmuş. Bu arada, Barbara ve kaybettiği kocası Heli, palyaçolar. Barbara yarattığı Heidi Appenzeller adlı palyaço karakterle 10 yıl boyunca hastanelerde hasta çocukları eğlendiriyor. Kendi kaybından bir hafta sonra işine dönmek istediğindeyse “herkes başına gelenleri biliyor artık sana bu işi yaptıramayız” diye geri gönderiliyor. Çok acayip, acı, yaşayanı yalnızlaştıran bir şey olabiliyor.
Böylece Barbara Pachel Eberhard yazmaya başlıyor. Kaybettiği ailesini yaşatmak, kendini sağaltmak, ihtiyacı olanlara teselli sunmak, nedeni her neyse o yazıya tutunuyor. “Böylesine çok şey kaybedildiğinde,” diyor, “koca bir aile bir günde öldüğünde, çok önemli bir yol ayrımında olduğunuzu düşünüyorum. Bu, ya hayatımı daha önce tanımlayan her şeyden vazgeçmem gerektiği anlamına geliyordu, ya da geriye kalanlara tutunacağım anlamına geliyordu”.
Onun seçtiği, ikinci yol. Kendine nasıl yeni bir hayat bulduğuna dair cesaret ve ilham veren bir kitap yazıyor: Kısa sürede çoksatanlar listesine giren “Dört Eksi Üç”. Ve devam ediyor; yas tutanların en sık sorduğu sorulara kendi deneyimleriyle cevaplar verdiği, gündelik hayattaki detayların değerinden, umudu kesmememiz gereken mucizelerden söz eden kitaplar yazıyor. Yazmanın iyileştirici gücü, mektup, günlük yazma, kendi hayatını kitaba dönüştürme gibi konularda atölyeler düzenliyor, yazma tekniklerinden söz ettiği rehber kitaplar kaleme alıyor.
Aradan on beş yıl geçiyor, 2026 senesinde yönetmen Adrian Goiginger “Dört Eksi Üç”ü sinemaya aktarıyor ve işte biz de böyle bir trajedinin üzerine kendini yenden inşa eden kadını tanıyoruz. Film Barbara’nın yas ve iyileşme süreciyle ailece mutlu günleri arasında gidip gelerek anlatıyor hikâyeyi. Sonradan kendi videolarını da izledim; Valerie Pachner şahane bir Barbara olmuş. Hani şu kendimize değilse de başkalarına kolayca söylediğimiz teselli cümleleri vardır ya; “Ölenle ölünmez” ya da “hayat devam ediyor”. Bunu eksildiği yerden kendini çoğaltarak başarmış bir kadının hikâyesi görülmeye değer. Bugün 19.00’da City’s, 19 Nisan Pazar 16.30’da Paribu Cineverse Nautilus’te.