'Hareket etmeyi bırakmayın, duvarlar örmeyin'
Bazı hayvan toplumlarında, birçok birey için bariz dezavantajlarına rağmen, despotizmin neden devam ettiğini anlamak için hareket kabiliyetine bakmak gerekiyor.
Betzig, tarihte despotlar tarafından yönetilen insan topluluklarının genellikle kaçışı zorlaştıran coğrafi konumlarda bulunduğuna dair kanıtlar bulduğunu söylüyor. Bu da despotun esir aldığı kitleyi istismar etmesine olanak sağlıyor.
Betzig, "Bana göre çıkarılacak ders şu: 'Hareket etmeyi bırakmayın, duvarlar örmeyin. Kaçışı hiçbir şekilde engellemeyin" diyor.
Huchard, bazı hayvan topluluklarının diğerlerine kıyasla daha despotik olduğunu ancak bunun nedeninin hâlâ araştırıldığını söylüyor.
Despotizm, genetik ve öğrenilmiş davranışların bir karışımından kaynaklanıyor olabilir.
Huchard, 2004'te yayınlanan ve zeytin babunları arasında olağanüstü bir olaylar zincirini bildiren ünlü bir çalışmadan bahsediyor.
1980'lerin ortalarında, bu babunlar arasında tüberküloz salgını, gruptaki birçok bireyin ölümüne yol açtı ve tesadüfen ölenlerin çoğu grubun daha saldırgan üyeleriydi. Yerlerine nispeten daha barışçıl erkekler geçti ve bunlar, seleflerine göre belirgin şekilde daha az saldırgandı.
Erkekler ve dişiler arasındaki bu daha dostane davranış, "gevşek" bir hiyerarşinin ortaya çıktığını gösteriyordu.
Gerçekten şaşırtıcı olan şey, bu daha az saldırgan toplumun uzun yıllar boyunca sürmesi ve sonraki birçok nesil boyunca devam etmesiydi.
Ancak baskı, uygulayan hayvanlar için her zaman iyi sonuçlanmıyor.
Protomagnathus americanus adlı bir karınca türü, rakip türlerin larvalarını kaçırıp köleleştirir. Ancak köleleştirilmiş karıncaların ayaklanıp kendilerini esir alanlarını öldürdüğü de biliniyor.
New York'taki Albany Üniversitesi'nde biyolojik antropolog olan Marcy Ekanayake-Weber kaynakların da kişinin iktidara gelmesinde etkili bir faktör olabileceğini söylüyor.
Kaynaklar eşit olmayan bir şekilde dağıtılırsa, az sayıda bireyin bu kaynakları tekeline alabileceğini ve bu süreçte bir despota dönüşebileceğini vurguluyor.
'Kendimizi anlamanın yolu hayvan topluluklarını incelemekten geçer'
Peki, insan toplulukları tüm bunlardan ne kadar ders çıkarabilir?
Konuştuğum tüm bilim insanları, hayvan toplulukları üzerine yaptıkları çalışmaların insan davranışına dair görüşlerini bir şekilde etkilediğini söylediler.
Varholick, "Kendimizi anlamanın yolu, diğer hayvan toplumlarını incelemekten geçer" diyor.
Betzig ise Roma dahil tarihi insan toplumları üzerine yaptığı çalışmalarda, erkek despotların zenginlik ve güç elde etmesi ve bu sayede birden fazla kadınla cinsel ilişkiye girebilmeleri arasında "inanılmaz derecede güçlü" bir ilişki bulduğunu belirtiyor. Tıpkı zalim erkek babunlar gibi.
Ekanayake-Weber önemli bir noktaya değiniyor: İnsanlarda diğer şeylerin yanı sıra tarım da muhtemelen binlerce yıldır sosyal hiyerarşileri şekillendirdi.
Bazı hayvanlarda tarım diyebileceğimiz biçimler olsa da medeniyetlerimizi hayvan toplumlarıyla karşılaştırmak, birçok çekinceyi de beraberinde getirir.
Örneğin, insan tarımı, erkek egemen toplumların veya ataerkilliğin ortaya çıkmasına yol açmış olabilir. Bu da Ekanayake-Weber'e göre, daha eşitlikçi avcı-toplayıcılar olarak evrimsel kökenlerimizden önemli bir sapma anlamına geliyor.
Yine de paralellikler devam ediyor. Kendi vahşetimizi, diğer despotik türlerde görmek ürkütücü derecede kolay. Aile içi saldırganlıktan, megalomaniye, yıkıcılığa kadar.
Belki de Crowcroft, 1950'lerin başlarında Bill'in otoriter rejimini belgelediğinde böyle hissetmişti. Tesadüfen, tarihin o döneminde dünyanın birçok ülkesi despotların yönetimi altındaydı. Araştırmacılar, despotizmin bazı insan toplumlarını hâlâ olumsuz etkilediğini söylüyor.🤨