Okul baskınları önlenemez miydi... Çocuğum damgalanacak korkusu tedaviyi zorlaştırıyor
Siverek ve Maraş’taki okul saldırganları; 18 yaşındaki Ömer Ket ve 14’ündeki İsa Aras Mersinli’nin, verilen ifadeler doğrultusunda, “ortak” özelliklerine bakıyordum ve şunu fark ettim: “Her ikisinin de psikolojik sorunları olduğu biliniyormuş.” Yakınları Ket’in empati kuramadığı, suçluluk ya da pişmanlık duymadığı, dürtüsel, saldırgan bir tutum ile hareket etme eğilimi içinde olduğunu söylemiş. Saldırıdan 1 ay önce de Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden bir randevu alınmış. Ama giden olmamış. Mersinli ise babası tarafından 2 ay önce, eve yakın bir psikoloğa götürülmüş. Psikolog, çocuğun takip edilmesi gerektiğini ve psikiyatrik desteğe ihtiyaç olabileceğini söylemiş. Ancak burada da bir adım atılmamış. En büyük hatalardan biri işte bu. Aileler durumu fark ediyor ama “damgalanır” kaygısı ile çocuklarına gerekli tedavileri aldırmıyorlar.
RUHUN GÖRÜNÜR OLMAMASI HASTALANMAYACAĞI ANLAMINA GELMEZ
* “E, zamane çocukları böyle! Psikiyatriste götürsem ne değişecek?”,
* “İlaçlar zaten sersem sepelek ediyor. Asla kullandırmam!”
* “Her şeye bir tanı koyar oldular. Bunlar hep doktorlar para kazansın diye...”
* “Çocuğu doktora götürürsek okuldaki her olayı bizden bilirler”,
* “Psikiyatri tanı koyarsa, ilaç kullanırsa... Siciline işlenir!”
* “Yarın öbür gün iş bulamaz. Kayıtlara falan düşerse!”,
* “Çocuktur bu, geçer zamanla.”
Dikkatli bir ebeveyn, genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayan ruh sağlığı sorunlarını tespit edebiliyor. Ama tanı ve tedaviye gelindiğinde bazen cehaletten çoğunlukla da saydığım toplumsal ön yargılar yüzünden ya tedaviye geç kalınıyor ya da hiç başlanmıyor.