Okulda şiddet: Suçlu kim
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul baskınları Türkiye’yi sarstı. Peki, suça sürüklenen çocuklarda sorumluluk kime ait? Anne-baba cezalandırılacak mı? Üç hukukçudan Adalet Bakanlığı’na ezber bozan öneri geldi: “Çocuğun gelişiminde sorumluluk sadece aileye ait olamaz, eğitim sistemi ve öğretmen de bu sürecin bir parçası.”
OKULLARDAKİ şiddet olayları gündeme oturdu. TBMM yarınki görüşmenin ardından Araştırma Komisyonu kuracak. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in anne babaların hukuki sorumluluklarının artırılacağına ilişkin geçen haftaki mesajı netti: “Gerekirse ailelerimizi de denetim ve bakım yükümlülüğünü ihmal etme anlamında çocukların işlediği şiddet ve adam öldürme gibi suçlardan sorumlu tutacağız. Evdeki silahların muhafazasına yönelik 6136 sayılı yasada da değişiklik yapılacak. Ruhsatlı silahların çocukların erişemeyeceği şekilde saklanması zorunlu olacak. Silahın usule aykırı muhafaza edilmesi nedeniyle bir suç işlenirse, doğrudan ruhsat sahibi cezai sorumlu tutulacak.” Hukukçuların uyarısı ise şu: “Çocuğu değil, onu suça iten zinciri yargılayın.”
EZBER BOZAN ÇALIŞMA
Kamu hukuku uzmanı avukat Selim Sarıibrahimoğlu, uluslararası hukuk ve eğitim araştırmacısı avukat Zeynep Gülay ve avukat Furkan Divrik’in Adalet Bakanlığı‘na sundukları çalışma ise konunun farklı bir boyutunu vurguluyor ve ezber bozuyor:
“Çocuğun gelişiminde belirleyici olan sadece aile değil, eğitim sürecidir. Bir çocuk gününün büyük bölümünü okulda geçiriyor. Davranış kalıpları, değerleri ve krizlere verdiği tepkiler burada şekilleniyor. Ama sorumluluk hâlâ ağırlıkla aileye yükleniyor. Oysa öğretmen artık sadece ders anlatan değil, bir karakter mimarı.
Bu durumda şu soruyu sormak kaçınılmaz: Çocuğun karakterini şekillendiren bu kadar güçlü bir alanda sorumluluk neden yalnızca aileye yükleniyor?
SINIFTAKİ GERÇEK FARKLI
Mevcut sistemde öğretmen yetiştirme süreçleri büyük ölçüde akademik bilgiye dayanıyor. Oysa sınıfta karşılaşılan gerçeklik bambaşka; travma yaşamış çocuklar, aile içi şiddete tanık olanlar, dijital bağımlılık ve sosyal izolasyon yaşayan öğrenciler. Bu tablo karşısında öğretmeni yalnız bırakmak sistemsel bir ihmal.” Bu çalışmada, üç hukukçunun önerileri tam da bu boşluğu doldurmayı hedefliyor. Bakın şöyle:
1. ERKEN UYARI SİSTEMİ: ŞİDDET GELMEDEN TESPİT: Okullarda sorunlar genellikle olay patladıktan sonra fark ediliyor. Oysa yapılması gereken, riskleri daha ortaya çıkmadan yakalamak. Devamsızlık, ani davranış değişiklikleri, akademik düşüş, disiplin kayıtları gibi veriler sistemli şekilde izlenmeli. Öğretmenler ve rehberlik servisleri ortak bir veri tabanı üzerinden bu sinyalleri takip etmeli. Çünkü şiddet bir anda ortaya çıkmaz, öncesinde mutlaka işaret verir. Ayrıca çocukları şiddete yönlendiren dijital içerikler ve oyun platformları da BTK ve emniyet teknik personeli ve ilgili kurumlarca etkin biçimde takip edilip denetlenmeli. İhmal halinde bu birimlerinde öğretmen, aile gibi sorumluluğu yoluna gidilmesinin de caydırıcı bir yöntem olacağı kuşkusuzdur. Ayrıca ilgili suçların işlenmesinin önlenmesinde telefon operatörlerinin doğru ve yerinde sorgulama yapmadan hat vermesinin önüne geçilmesi gerekir. Telefon operatörleri yönünden de hukuki ve cezai sorumluluk getirilmesi de etkili caydırıcı bir önlem olur.