Sahne değişir ama hikâye aynı kalır
AKRAN zorbalığını yazarken, bunun “küçük bir disiplin sorunu” değil, bir karakter inşası meselesi olduğunu söylemiştim.
“Yaptırım yoksa güç büyür” demiştim.
Ve o büyüyen gücün bir gün kontrolden çıkacağını da...
Bugün dönüp bakınca, o cümlenin ürpertici bir öngörü değil, gecikmiş bir teşhis olduğunu anlıyorum.
Çünkü artık mesele sadece okul bahçesinde itilen, kakılan çocuklar değil.
Ve yine Türkiye’nin en deneyimli iletişimcilerinden biri olan Salim Kadıbeşegil’in “Bugünün zorbası, yarının sosyal teröristidir” sözünü de yazmıştım.
Bugün o cümle, ülkenin manşeti.
Şanlıurfa’da; Kahramanmaraş’ta...
14 yaşında bir çocuğun; sırt çantasında kitap yerine silahlar var.
Hedef olmayan ama öfkesi olan bir genç...
Bu bir “anlık cinnet” de değil.
Bu birikmiş bir dilin, görmezden gelinmiş sinyallerin, ertelenmiş sorumlulukların sonucu.
Bu bir süreç...
Harçlığı alınan, alay edilen, aşağılanan, şikâyet ederse daha fazlasını gören çocukla başlar.
Sonra o çocuk iki şey öğrenir.
Ya susmayı...
Ya da güç olmayı.
Ve eğer sistem sessiz kalıyorsa, çoğu ikinci yolu seçiyor.
İşte o an...
Zorbalık bir davranış olmaktan çıkıp bir kimliğe dönüşüyor.
Sonra ne olur?
O çocuk büyür.
Bir gün trafikte yol keser.
Bir gün tribünde nefret kusar.
Bir gün evinde şiddet üretir.
Ve bazen...
Bir gün okul koridorunda silahla yürür.
Sahne
değişir.
Ama hikâye aynı kalır.