İNTERNET’İ ÇÖZEMEDİLER
Bizde bu tasarımın kalıcı olmasının nedenlerinden bir diğer nedeni de İnternet yayıncılığının ilk günlerinde medya yöneticilerinin alışık olmadıkları bu mecra konusunda ne yapacaklarını bilmemeleriydi. Çoğu cep telefonuna bile zor alışan patron ve yöneticiler daha e-mail kullanmayı yeni çözerken karşılarına yepyeni bir mecra çıktı.
Hatırlıyorum, epey bir süre gazetelerin İnternet siteleri küçümsenir, ikinci kalite muamelesi görürdü. Hatta birçok gazeteci ana gazeteden İnternet’e sürgüne gönderilirdi. Bu yüzden pek çok genel yayın yönetmeninin yetkisi dışındaydı İnternet siteleri. Önlerindeki net geleceği algılayamadılar.
İnternet sitesinin gazetenin bir yüzü, devamı olduğunu, İnternet’i öncelikli mecra kılan New York Times fark etti. Bütün yayıncılık stratejisini ona göre belirleyerek hem okurlarını artırdı, hem de karlılığını.
Bizde ise sistem 15 sene önceki haliyle devam ediyor. Haber siteleri ya da gazetelerin uzantısı siteler uzun yıllar sadece teknikten anlayanların yöneticiliğinde çıktı. Bu isimler, teknik jargona hakim olmayan medya yöneticileri uzun süre kandırdı. 2000’lerin ikinci 10 yılında Batı’dak iletişim fakültelerinde kod yazma derslerinin konması teknikle yazı işleri arasındaki dil bariyerini aşmak içindi. Zira teknikçiler belki sayfanın işlemesini iyi biliyordu ama yayıncılık kural ve nüanslarından bihaberdi.
İşin trajik tarafı “bizde böyle” denilerek yeni mecralar, mesela Oksijen gazetesi bile, çoktan çağdışı kalmış “carousel” tasarımını hala benimsiyor. Zamanında Nurcan Akad’ın çıkardığı Zete’de bu alışıldık tasarımdan vazgeçilmişti, ama orası kısa süreli ve çok sınırlı bir kitleye hitap ettiğinden etkisi hissedilmedi.
Şimdi Anadolu Ajansı’nın küçük gibi görünen ama çok önemli tasarım değişimi basının geri kalanına yol gösterebilir mi? Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde devlet her zaman özel sektörün gerisinden gelir, hele hele tasarım bakımından. AA’nın bu konuda öncülük yapması bizim sektörün ayıbı. Dijital yayıncılığa dair son 10 yılda öğrendiğimiz birçok ezber bile çöküyor ve hiçbirimiz bu değişim karşısında ön alamıyoruz.
Örneğin trafik yarışı anlamını kaybediyor, arama motorları ya da sosyal medyadan tık gelmesi de giderek zorlaşıyor. Dahası, mağazaya gelen müşteri önem kazanıyor. ABD’de büyük mecralar üçüncü partiler tarafından trafik kaybederken birçok alternatif site adresini yazıp doğrudan içeriğe ulaşan okurları kazanıyor.
Şişmiş okur sayılarındansa nitelikli okuru çekmeyi, sayfalarımızda tutmayı becermeliyiz. Yayıncılıkta niceliktense niteliğin daha fazla önem kazandığı bir dönem hiç olmamıştı.
THE TIMES’IN GÖSTERDİĞİ
Nitelik niceliğini de getiriyor aslında. İyi içerik mutlaka karşılığını buluyor. Londra merkezli The Times çok ilginç bir deney yaptı örneğin. Üç aydır okur sayısı istikrarlı bir şekilde artıyor, buna karşılık yayımladıkları haberlerin oranı yüzde 20 oranında düştü. Spor servisinde bu oran yüzde 30’lara kadar yükseliyor.
Eskiden günde 200 haber yayımlayan The Times’da şimdi ortalama 150 haber var. Gazetede daha az kişi çalışmıyor, aksine kadro sayısı aynı. Ancak çalışanlar vakitlerini kolay tık getirecek uyduruk haberleri yazmaya harcamıyorlar. Feda edilen 50 “haber” yerine bazı konuları daha derinlemesine araştırmaya vakit kalıyor. Eskiden bir-iki fotoğrafla birkaç paragraflık bir manşet olabilecek bir haber şimdi uzun bir araştırma dosyasına dönüşebiliyor. Times bu haberleri karşılığında ödüller de kazandı. Ama en büyük ödül kuşkusuz okurun ilgisi; içeriği sağlam, daha nitelikli haberlere olumlu tepki veriyorlar.
Özellikle tekrar söylememe gerek var mı bilmiyorum, ama bir kez daha vurgulayayım: The Times da tüm dünyadaki muadilleri gibi gazeteye benziyor. Hangi haberin önemli olduğu, hangi haberin renk için ana sayfaya yerleştirildiği çok net. “Carousel” yok.
Bizim yayıncılıkta bir sonraki aşamaya geçmemizi engelleyen en önemli unsur alışılmış tembellikten bir türlü vazgeçmemiz. Eski ezberlerin konforlu bir tarafı var, ama böyle gelen artık böyle gitmiyor.
Yapılması gereken çok zor değil oysa. İşe ilk önce tasarımdan, sonra sayfada kalabalık yaratan reklamlardan başlayabiliriz.🤔