RABİA NAZ VİCDAN SINAVIDIR
Bir ülke bir çocuğun ölümüne toplumu ikna edemiyorsa, o dosya kapanmamıştır. Rabia Naz Vatan dosyası yalnızca geçmiş bir trajedi olarak değil, yeniden bakılması gereken bir kamu vicdanı testi olarak duruyor.
Eğer özel ekip artık devredeyse Rabia Naz dosyasında:
Teknik rapor çelişkileri,
Komisyon tutanakları,
Eski şüphe başlıkları,
Kamuoyunun ikna olmadığı noktalar yeniden okunmalı.
SUSKUNLUK DA SUÇUN ORTAĞI OLABİLİR
Narin Güran dosyasının bize gösterdiği; suskunluğun da suçun ortağı olabileceğidir. Sadece bir ceza dosyası değildir, çocuk koruma sisteminin de alarmıdır. Çünkü bir çocuk kayboluyor, öldürülüyor, ve çevresinde suskunluk halkası oluşuyorsa, burada yalnız fail değil, sistem de sorgulanır.
Ve burada yalnız faili meçhul kalmış dosyalardan değil, delillerin varlığına rağmen adalet duygusunu yaralayan dosyalardan da söz etmek gerekiyor. Buraya bir vaka daha eklenmeli. Bir üniversite öğrencisi. Bir yelken etkinliği.
- Bir teknede gerçekleştiği iddia edilen ağır cinsel saldırı.
- Somut deliller. Adli tıp raporları. Tanık beyanları. Çelişkili ifadeler. Tutuklama ve sonra beraat. Dosya bugün Yargıtay aşamasında.
Bu noktada soru şu: Bir dosyada adli tıp raporu varsa, tanık varsa, iddianame varsa, çelişkili savunmalar varsa, tutuklama kararı verilmişse; buna rağmen toplumun vicdanını ikna etmeyen “beraat” çıkıyorsa, orada sadece bir dava değil, adalet duygusu da tartışılır. Bu da cezasızlık tartışmasının başka yüzü. Çünkü bazen faili meçhul, failin hiç bulunamaması değildir. Bazen fail yargı önüne gelir ama hakikat hükme dönüşmez.
Gülistan bize soruşturma iradesini, Çağla delil varken bekleyen adaleti, Rabia Naz kamu vicdanındaki kuşkuyu, Narin suskunluk halkasını, mağdur da delil de olsa adaletin kendiliğinden gelmediğini gösteriyor. Bu yüzden cezasızlıkla mücadelede faili meçhul dosyaları da açılmalı, mahkeme süreçlerinde adalet duygusunu zedeleyen kırılmalar da görülmeli.
BU ÇAĞRIYI UNUTMAYIN!
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Canan Güllü benim bu köşeye sığdıramadığım adalet bekleyen diğer kayıplarımızı da sıraladı: “Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Rojin Kabaiş, Firdevs Yöreli, İpek Er…”
Canan Güllü devletin koruma ve adaleti sağlama yükümlülüğüne dikkati çekerek şu açıklamaları yaptı:
- “Neredeyse çorap söküğü gibi art arda gelen gözaltılar ve okuduğumuz ifadelerle karşımızda devletin valisi tarafından yönetilen bir çete ile karşı karşıya kalıyoruz. Kapısına ceket iliklenen devletin vali makamlarında kimler oturmuş meğer.
- Şimdi yukarıda isimlerini saydığımız kadınların da liyakatsiz olarak koltuklarda oturanlar tarafından üzeri örtülen cinayetlerinin faillerini yargıya teslim etme zamanıdır.
- Hepimiz biliyoruz ki istenildiği zaman karınca yuvasına saklansanız dahi devletin polisi, jandarması sizi bulur
- Aileler ve kamuoyu bunca geçen zamana da razıyız. Adalet terazisi yeter ki çalışsın. Ve yeter ki suç cezasız kalmasın. Bu süreç yargılaması fail lehine bitmiş dosyaların da yeniden yargılama aşamasına karar verilerek getirilmesini sağlasın.”
Gelelim benim çağrıma: “Adalet yalnız bulunamayan faile değil, görülmeyen hakikate de ulaşmak zorunda. Şimdi birikmiş kocaman sessizlik tek bir cümle kuruyor: Madem istenince yapılabiliyor, artık hepsi için olsun.”