Bu seyahatin en özel anı, Massimo Bottura’nın kurduğu sofraya oturmaktı. sofrada şu sözlerle karşılandık: Bir masa asla sadece bir masa değildir; burada yemek, yalnızca beslenmek değil, bir fikri, bir sistemi ve bir vicdanı temsil eder. Food for Soul’un diliyle bakıldığında, en sıradan görünen şeylerin -bayat ekmek, fazla pişmiş sebze, mutfakta artan parçalar- aslında yeniden düşünülmeyi bekleyen birer potansiyel olduğu görülür. Yoğun bir domates yemeği olan pappa al pomodoro ile başlayan bu anlatı, değersiz sayılanın dönüştürülebileceğini; Modena’nın tortellini geleneğindeyse yemeğin bir tariften çok kuşaktan kuşağa aktarılan bir ritüel olduğunu hatırlattı.
Damien Hirst’ün tablolarından ilham alan renkli bir et tabağındaysa tasarım, görünmeyen bir problemi çözüyordu; israfı görünür kılarak hazırlanan soslarla onu estetik bir dile çeviriyordu. Çünkü burada güzellik ve amaç birbirinin karşıtı değil; doğru bakış açısıyla aynı sofrada buluşabilen iki güçlü kavramdı...