Filmin ABD ve Avrupa’daki basın gösterimlerinin ardından çıkan eleştiri yazılarına bakıldığında pek beğenilmediği görülüyor. Bu durum sosyal medyada son derece alevli tartışmalara ortam hazırladı. Aslın-
da böylesi bir tabloya asıl neden olansa biyografik yapımlara ilişkin genel meselelerdi. Malum bu türden yapımlar ele aldığı kişinin hayatını ya bütünüyle ya da bir kısmıyla anlatır ve çoğu kez de “Neden hepsi anlatılmış”
ya da “Neden bir bölümü ele alınmış” türünden görüşler eşliğinde hedef tahtasına konur. ‘Michael’ ele aldığı dönem itibariyle Michael Jackson’ın hayatındaki daha az dönemeçli kısımlara odaklanmış. Sanatçıya ilişkin sonraki yıllarda ortaya çıkan tartışmalar, pedofil olduğuna ilişkin iddialar Antoine Fuqua’nın yapıtında yok. Variety dergisi eleştirmeni Owen Gleiberman, yazısında çok iyi bir tespitte bulunmuş: “Basitçe söylemek gerekirse bu film Michael Jackson’ın karanlık tarafıyla ilgili değil.” Sanatçıyı pedofil olarak nitelendirenler filmi izlemeseler de
konunun söz konusu sularda dolaşmamasından dolayı tepkililer. Michael Jackson’ın katıksız hayranlarıysa zaten kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor ve hepsinin iftira olduğunu söylüyorlar.
Bu arada film “Hikâyesi devam ediyor” ibaresiyle biterken sanki meseleye ilişkin açık bir kapı da bırakıyor. Şöyle ki devamı çekilebilir ve asıl tartışmalar ikinci adımda perdeye taşınabilir. Ya da bu cümle ilk anlaşıldığı gibidir; yani 2009’daki vefatından sonra bile hâlâ bir ikon olarak insanların gönlünde yaşıyor, bu film de ona olan sevginin, ilginin, hayranlığın bir ifadesi...
Bana kalırsa ‘Michael’ çok da derinlikli bir biyografi değil. Kardeşleriyle gerçek ilişkisi nasıldı, kitleleri peşinden sürükleyen ışıltısı neydi, insanlar onda ne bulmuştu, ‘beyazlar’ın hâkim olduğu alanda, sektörde tabuları,
önyargıları nasıl kırmış ya da aşmıştı (bunu albümlerinin satışına bağlıyor tabii ki), tüm bunlar filmde pek yok. Seyirci olarak sadece kabuller üzerinden meseleyi anlamaya çalışıyoruz. Ama öte yandan da Michael Jackson’ın kimi sahne performanslarının yansıtıldığı bölümler görsel açıdan çok iyi. Özellikle de gerçek çete üyelerinin huzurunda ‘Beat It’ adlı şarkısına video-klip çekerken ‘balık sürüsü’ mantığıyla yaratılan koreografinin gerçekleştiği bölüm harikaydı. Keza ‘Thriller’ için başta George A. Romero’nun ‘Night of the Living Dead’i (Yaşayan Ölülerin Gecesi/1968) olmak üzere kimi korku klasiklerinden ilham alınarak çekilen ve ‘zombi filmleri’ne göndermelerde bulunan video-klibin yaratım aşaması ve yönetmen John Landis’le ilgili kısımlar da çok iyiydi. Konser
sahnelerinde de görüntü yönetmeni Dion Beebe’nin kadrajları enfesti.
Derleme tadında...
Michael Jackson’da Jermaine Jackson’ın oğlu Jaafar Jackson’ı izliyoruz. Yeğen, amcasını gerçek bir kişiliğe dönüştürmede; sesini, vücut dilini ve sahne yetkinliğini yansıtmada bir hayli başarılı ama gerçeğini izleyenler sanırım onun bir imitasyon olduğu hissiyatını film boyunca üzerlerinden atamayacak. Baba Joseph’ta karşımıza gelen Colman Domingo’nun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu önceki çalışmalarından biliyoruz ama burada fazla karikatürize, fazla klişe bir profil çizmiş. Filmde anne Katherine’i Nia Long, minik Michael’ı Juliano Valdi, Berry Gordy’yi Larenz Tate, şoför Bill Bray’i KeiLyn Durrell (çok iyiydi), Quincy Jones’u Klendrick Sampson, avukat John Branca’yı Miles Teller, müzik yapımcısı Walter Yetkinoff’u da Mike Myers
canlandırıyor.
Toparlarsak; konusu itibariyle ansiklopedik bilgiler dışına taşamayan film, otoriter babasının ihtiraslarıyla biçimlenen rotasını terk etmek için de mücadele eden ünlü müzisyeni hayvanları koruyan, hasta çocuklara el uzatan, iyi kalpli bir portre eşliğinde sunuyor. Görselliğiyle ve sanatçının hit’lerinden oluşan bölümleri itibariyle kulağımıza da seslenen, derleme tadında bir çalışma olmuş ‘Michael’...