Dar kafalı genişlemeye karşı pragmatik ortaklık
AVRUPA Birliği’nin dünya siyasetindeki gerileme döneminin yıldızlarından Ursula Von Der Leyen’in son çıkışından ne anlamalıyız?
Von Der Leyen, Alman gazetesi Zeit’ın bir etkinliğinde şöyle dedi: “Avrupa kıtasını Rusya, Türkiye veya Çin’in etkisi altında kalmayacak şekilde tamamlamayı başarmalıyız. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.”
AB Komisyonu Başkanı, Avrupa siyasetinin belki de son 50 yılındaki en sığ bakış açısını iki cümlede özetlemeyi başarmış.
İddia ettiğinin aksine Von Der Leyen’in “büyük ve jeopolitik” düşünce dünyasının Avrupa’yı dar ve düşüşe mahkûm bir sona sürüklediği açık.
Esasen bir tıp doktoru olan Von Der Leyen’in yanlış teşhisle doğru tedavi uygulanamayacağını bilmesi beklenir.
Ancak aynı söyleşide şöyle diyor: “AB’nin iş modeline bakarsanız, rekabet gücümüz bugüne kadar Rusya’dan gelen ucuz enerjiye, Çin’den gelen ucuz iş gücüne ve Amerika’dan gelen ucuz savunmaya dayanıyordu. Bu artık sona erdi.”
Bu cümlenin ardından AB Komisyon Başkanı’nın bu üç büyük güce de meydan okuyacağını sanabilirsiniz. Ama hayır.
Von Der Leyen, Moldova, Ukrayna ve Balkan ülkelerinin üyeliğiyle Avrupa Birliği’nin tamamlanmasının çözüm olduğunu düşünüyor.
Yani teşhis de yanlış tedavi de.
Açıkçası Avrupa’nın ABD, Çin ve Rusya’yı dengelemeden ekonomik olarak bir tek Hindistan’la serbest ticaret anlaşmasına bel bağlaması hiç akılcı olmaz.
AB’nin kendini böyle bir ekonomik ve siyasi sınıra hapsetmesi bütünleşmeyle değil, sadece ayrışmayla sonlanır.
Von Der Leyen’in bahsettiği jeopolitik hakkında çok değil, azıcık fikir sahibi olan biri Türkiye’nin bu tabloda Avrupa’nın geleceği açısından ne kadar kritik bir yer teşkil ettiğini fark eder.
Öyle büyük düşünmeye bile gerek yok, bugün Avrupa kıtasının diğer ucunda yaşananlara bakmak yeterli.