EVDE ‘TURABESK’ DİNLERDİK
Konservatuvar sınavını kazanınca işler ciddileşiyor. Paşakapısı İlkokulu’na devam ederken yarı zamanlı Konservatuvara gidiyor. Keman sanatçısı Gönül Gökdoğan’ın öğrencisi oluyor. Asıl sıkı eğitimse evde… Tura, “Sürekli keman gündemi neredeyse bir travmaydı” diye gülerek anlatıyor: “Ben sekiz yaşındayken eve yazıcı alınmıştı. Babam deneme sayfası basacaktı. Boş sayfaya rastgele kelimeler yazmasını beklersiniz ama o ‘Hasan keman çalış” yazdı! Odamda keman çalışırken salondan ‘Si bemol! Yanlış çalıyorsun’ diye seslenirdi.” Evde neler dinlenirdi? Tura: “Klasik ve tabii babamın Türk müziği besteleri yani ‘Turabesk.’ Çocukluğum popüler tabirle: ‘Prime Yalçın Tura’ zamanında geçti; Aşk-ı Memnu, Denizin Kanı, Aliş ile Zeynep…”
BABAM ‘KEMACISIN SEN KEMANCI KAL’ DİYORDU
Ortaokuldan itibaren tam zamanlı müzik eğitimi başlıyor. 1993 senesinde Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı’na giriyor. İlk iki sene okula adapte olmakta zorlanıyor, zira evdeki Turabesk müfredatıyla okuldan istenenler bazen birbiriyle çarpışıyor: “Babam Mendelson Senfonisi’ni çıkarıp ‘Al bunu da çalış’ derdi, Gönül Hanım ‘Çocuğa bunları niye çalıştırıyorsun?’ diye kızardı (gülüyor).” Liseye geçerken dersleri toparlıyor ama bu sefer de başka bir çatışma konusu ortaya çıkıyor. Genç Tura’nın gönlü çocukluktan beri bestecilikte. Baba Tura’nın ise onun için başka planları var: “Babam Cem Karaca’nın şarkısındaki gibi ‘Sen kemancısın, kemancı kal!’ diyordu. Bir yazı Fransa’da bir okulda, diğer yazı Avusturya’daki Mozarteum’da geçirdim. Hayali profesyonel keman sanatçısı olup konserlerde Yalçın Tura eserleri çalmamdı. Bana ‘Besteyi 40 yaşından sonra da yaparsın’ diyordu.”
SENE 1990 - TRT İstanbul stüdyolarında konser, piyanoda Yalçın Tura