En büyük kırılma noktası ise, tarımın ana merkezi olan tedarik zincirinde yaşanıyor. Şirketler genellikle sadece kendi kontrollerindeki emisyonlara odaklanırken, gıda sistemlerinin asıl risk yükünü taşıyan Scope 3 (tedarik zinciri) alanı; veri toplama zorluğu ve sınırlı dijitalleşme yatırımları nedeniyle, hâlâ şeffaf bir şekilde yönetilemiyor. Özetle, iş dünyası yüzde 66’ lık bir oranla yeşil yetkinlik dönüşümünü en kritik ihtiyaç olarak görüyor olsa da; tarım ve gıda sistemlerindeki dönüşümün doğru veri, finansman ve işbirlikleri ile hızlandırılması gerekiyor.
SKD Türkiye bu konuyu gündeme taşıyarak, COP31 Webinar Serisi’ nin üçüncü oturumunu, 21 Nisan’ da; “Tarım ve Gıda Güvenliği: Dayanıklılık, Verimlilik ve Doğa Pozitif Ekonomi” temasıyla gerçekleştirdi. Webinar’ da; doğayla iklim arasındaki güçlü ilişki, tarım ve gıda sistemlerinde artan riskler ve ekosistem kaybının üretim süreçleri üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde ele alındı. Toprak sağlığının üretim maliyetleri ve dayanıklılık üzerindeki etkileri değerlendirilirken, iş dünyasından iyi uygulama örnekleri de katılımcılarla paylaşıldı.
Programın açılış konuşmasını yapan SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Duygu Yılmaz; “Tarım ve gıda sistemleri iklim değişikliğinin etkilerine en açık, aynı zamanda da iklim değişikliğiyle mücadelede en güçlü çözüm alanlarını oluşturan sektörler. Bu nedenle bu sistemlerin dönüşümü yalnızca sektörel bir tercih değil; iklim hedeflerine ulaşmanın, doğa kaybını tersine çevirmenin ve gıda güvenliğini sağlamanın temel koşulu haline gelmiş durumda. Artan nüfusu beslemek zorunda olduğumuz bir dünyada, bunu daha fazla kaynak kullanarak değil; daha az kaynakla, daha dirençli ve doğayla uyumlu üretim modelleriyle başarmalıyız. Bu dönüşümün başarısı ise; tedarik zincirlerini şekillendiren, gerekli yatırımı yönlendiren ve dönüşümü ölçeklendiren iş dünyasının iyi uygulama örneklerine bağlı olacak.” diye konuştu. Yılmaz, sözlerini; SKD Türkiye olarak bu dönüşümün hızlanması, yaygınlaşması ve somut sonuçlara dönüşmesi hedefiyle çalışmaya devam edeceklerini ifade ederek sonlandırdı.
Oturumun konuk konuşmacısı BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO - The Food and Agriculture Organization) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, konuşmasında; Birleşmiş Milletler raporlarına göre tarım sektörünün, dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 70’ ini oluşturduğuna; su stresi altındaki ülkeler arasında yer alan Türkiye’ de ise bu oranın daha da yüksek olduğuna değindi. 2026–2035 Ulusal Su Planı’ na göre, Türkiye’ de kullanılan toplam suyun yüzde 79’ unun tarımsal sulamada kullanıldığını ifade eden Selışık; bu nedenle modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, suyun bilinçli kullanılması ve çiftçilere gerekli altyapının sağlanmasının gıda güvenliğinin temini açısından kritik önem taşıdığını söyledi.