Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor
1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası, kanser konusunda farkındalığı artırmak ve toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek adına önemli bir hatırlatma niteliği taşıyor. Türk Kanser Derneği de bu kapsamda 1 Nisan’ da Türk Kanser Derneği binasında bir basın toplantısı düzenledi.
Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konulduğunu ve yaklaşık 9,7 milyon kişinin kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Türk Kanser Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burak Duruman, bu tablonun büyümesini engellemenin en güçlü yolunun bilinçlenme olduğunu vurguladı.
Aynı toplantının katılımcıları arasında bulunan Uzman Dr. Esat Namal konuşmasında; “Bizim için öncelik kanser olmamaktır. Çünkü kanser vakalarının yaklaşık üçte biri önlenebilir nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, çoğu insanın bildiği ancak uygulamakta zorlandığı bazı temel öneriler bulunmaktadır. Sigara içmemek, sağlıklı ve dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, mümkün olduğunca kilo almamak önemlidir. Obezite, son dönemde öne çıkan önemli kanser risk faktörlerinden biridir. Bunun yanı sıra, mümkün olduğunca stressiz ve daha mutlu bir yaşam sürmeye çalışmak, kanseri davet etmemek adına önem taşıyor.” dedi.
Yukarıda söylenenler kesinlikle doğru. Ben hem kendim meme kanseri geçirdim hem de hem annemi hem babamı hem kuzenimi hem de eşimi kanser nedeniyle kaybettim.
Ben erken teşhis, bir ameliyat ve beş yıl boyunca kullandığım bir hap ile atlattım bu hastalığı ve çok şükür bir daha da tekrarlamadı. Bu yüzden, erken teşhis çok önemli. Annemi ise meme kanseri metastazlı karaciğer kanseri aldı bizlerden. Annem, göğsünde bir kitle olduğundan bize hiç söz etmedi. Meğerse, o sırada Amerika’ da üniversite eğitimi görmekte olan kız kardeşimin dönüşünü bekliyormuş. Bu yüzden, geçirdiği ameliyatla kanserli meme ve lenf bezleri alınmış ve radyasyon tedavisi görmüş olmasına karşın; bir süre sonra, bu menhus hastalığın karaciğere metastaz yaptığını öğrenmiş ve annemizi kısa bir süre içinde, henüz 53 yaşındayken Cennet’ e uğurlamıştık.
Babamın ise beyninde bir tümör tespit edilmişti ve tümör neredeyse beyninin tümünü kaplıyordu. Bu yüzden ameliyat olasılığı yoktu. Doktorlar radyoterapi önerdiler ama kısa süre içinde tehlikeli bir alerji türü olan Smith Johnson Sendromu baş gösterdi babamda. Herhalde onunki de geç kalınmış bir teşhisti, zira babamı üç aylık bir bitkisel yaşamın ardından kaybettik. Kuzenime gelince, erken teşhisin ardından hemen ameliyat olmasına ve kemoterapi tedavisi görmesine rağmen, tümörün “Triple Negative” (Üçlü Negatif) özelliğini taşıyor oluşu tüm çabalara karşın onu kurtarabilmemizi engelledi. Ama her şeye rağmen birkaç yıl daha O’ nunla birlikte olabildik.
Eşime gelince, sanki önceden haber vererek gelmişti kanser. Ne kadar uğraştıysam da, eşimi bir türlü sigara alışkanlığından kurtarmayı başaramamıştım. Çok öksürüyor ancak yine de doktora gitmeyi kabul etmiyordu. 2010 yılının Aralık ayı sonlarında, eşim kollarında ve bacaklarında hissettiği güçsüzlük nedeniyle aile doktorumuza göründü. Doktor, eşimden bir tomografi istedi. Tomografi sonuçları; eşimin rahatsızlığının sebebinin, akciğer kanserinden metastazlı kemik kanseri olduğunu gösteriyordu. Korktuğum başıma gelmişti işte. Ama artık ‘ben dememiş miydim’ dememin bir anlamı yoktu.
Artık, eninde sonunda O’nu kaybedeceğimi bilerek ama bunu Eşim’ e belli etmeyerek yaşama zamanıydı… Eşimin son günlerini huzur ve mutluluk içinde geçirebilmesi için elimden gelenin en iyisini yapacaktım.