PSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜK G.SARAY’A BÜYÜK AVANTAJ SAĞLIYOR
Galatasaray’ın eski kalecisi Aykut Erçetin ise Galatasaray ile Fenerbahçe arasında psikolojik açıdan ciddi farklar olduğunu söylüyor: “Galatasaray hayal ediyor, hayalinin peşinden de kendinden emin şekilde gidiyor. Sahaya çıkarken rahat ve özgüvenli. ‘Biz bunu başarırız!’ zihniyetindeler. E, tabii bunda üst üste alınan 3 şampiyonluğun etkisi de büyük. Fenerbahçe’nin omzunda ise yılların verdiği bir yük, stres ve yorgunluk var. Kendilerinden emin değiller, inanmadan çıkıyorlar sahaya. Taraftarda da durum benzer: ‘Bir şey olur ve yine şampiyon olamayız!’ gibi kötümser bir hava var. Bir üçgen bu. Yönetim, futbolcu, taraftar... Herkes birbirini ateşliyor. Haliyle ne yönetim ne futbolcu ne de taraftar yapması gerekeni yapamıyor, yanlış kararlar alınıyor.
Oysa ‘Futbol basit bir oyundur, zor olan basiti yapmaktır’ der Almanlar. Taraftar takımına destek olacak. Futbolcu basit oynayacak, az hata yapacak. Yönetimin de yapacağı şey basit aslında: ‘İyi bir kadro mühendisliği...’ Doğru transferle, doğru kadroyu kuracak. Ama Fenerbahçe bu konuda iyi değil. İhtiyacı olmayan oyuncuları ihtiyaç olmayan mevkilere, taraftar baskısı nedeniyle alıyor, sonra da ‘pat’ diye gönderiyor.”
HER İKİ TAKIMIN DA PROBLEMLERE YAKLAŞIMI BARİZ ŞEKİLDE FARKLI
Banu Yelkovan ise bugünkü tabloyu sadece ‘kadro’ kalitesiyle açıklamanın eksik kalacağını; asıl farkın, kulüplerin son 10-15 yılda krizlere verdikleri reaksiyon biçiminde yattığına dikkat çekiyor: “Fenerbahçe’nin geçmişten gelen güçlü bir kulüp hafızası ve bunun yarattığı bir özgüveni var. Ancak işler yolunda gitmediğinde enerjinin önemli bir kısmı, açıklamalar ve gündemi yönetmeye ayrılıyor. Bu da kulübü daha kısa vadeli, sezonluk çözümlere yönlendirebiliyor. Sosyal medyanın etkisiyle bu refleks büyüyor; başarısızlıkların etrafında farklı anlatılar oluşabiliyor ve odak sahadan kayabiliyor. Şunu da ayırmamız gerek: Bu durum ağırlıklı olarak futbol tarafına özgü; kulüp, diğer branşlarda son derece güçlü. Galatasaray’da ise daha sert ama öğretici bir işleyiş var. Hata yapıldığında bir karşılığı oluyor; yönetimler değişebiliyor, sistem gerekirse yeniden kuruluyor. Burak Elmas dönemi yaşanan hızlı değişim bunun somut bir örneği. Kısa vadede dalgalı görünse de uzun vadede kulübü sürekli kendini yenilemeye zorlayan bir mekanizma var.
Dolayısıyla iki takım arasındaki fark, tek bir sezon ya da tek bir kadronun değil; yıllar içinde şekillenen yaklaşım farkının bir yansıması gibi...🙄