Urfa tiridinden çağla aşına...
Türkiye Kültür Yolu Festivalleri kapsamındaki gastronomi projesi nedeniyle Şanlıurfa’daydık. Belirlenen lezzet durakları arasında iki gün boyunca dolaştığımız yerler bize isotun derinliğinin, kebabın ustalığının ya da ciğerin maharetle işlenişinin yanı sıra şehrin yemek üzerinden kurduğu toplumsal hafızayı da gösterdi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın son yıllarda adım adım büyüttüğü Türkiye Kültür Yolu Festivalleri bu yıl ağırlıklı kültür-sanat takvimi olmaktan çıkıp şehirlerin gastronomi kimliğini yeniden okumaya davet eden daha geniş kapsamlı bir yapıya evrildi. Uzun zamandır savunduğumuz bir mesele var: Bir şehri anlamanın en kestirme yolu, onun sofrasına bakmaktan geçer. Bu yıl festival programına eklenen gastronomi projesi tam da bu bakış açısını kurumsal bir zemine taşıdı.
Bu dönüşümün en dikkat çekici ayağı Lezzet Noktası projesi. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) tarafından geliştirilen bu model, gastronomiyi yalnızca ‘Nerede, ne yenir’ listesinden çıkarıp şehirlerin hafızasını temsil eden, yaşayan bir arşive dönüştürüyor. Çünkü mesele artık bir restorana gitmek değil, o restoranın temsil ettiği üretim zincirini, ustalık bilgisini, yerel ürünü ve kültürel sürekliliği anlamak. Gastronomi burada bir tüketim pratiği olmaktan çıkıp bir anlatı aracına dönüşüyor.