Kalbimiz ‘yanıyor’
İNSANLAR neden ölür diye sorsam aklınıza gelen ilk cevap ‘Kalpten ölür’.
Yani kalp ve damar hastalıkları. İstatistikler de bu acı gerçeği doğruluyor; her yıl milyonlarca insanı bu sinsi katil nedeniyle kaybediyoruz. Yıllardır bize öğretilen, hepimizin ezbere bildiği bir “risk listesi” var: Yüksek tansiyon, sigara kullanımı, obezite, diyabet ve “kötü” kolesterol.
Peki, size hiç sigara içmeyen, tansiyonu saat gibi işleyen, kolesterolü düşük ve diyabeti olmayan birinin neden aniden kalp krizi geçirebildiğini sorsam? İşte tıbbın en büyük paradokslarından biri burada gizli. Yapılan araştırmalar, kalp krizi geçirenlerin yaklaşık yüzde 25’inin geleneksel risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmadığını gösteriyor. Daha da sarsıcı olanı, bu “düşük riskli” görünen grubun ölüm riski, diğer hastalara göre yüzde 57 daha fazla olabiliyor.
Yıllarca kalp krizini, damarların zamanla yağlanması, daralması ve sonunda bir tesisat borusu gibi tıkanması olarak düşündük. Evet, bu mekanizma hala geçerli; ancak atlanan bir gerçek var: Damarlarımız cansız metalden bir tesisat borusu değil! Aksine oldukça canlı ve aktif birer organ olan damarlarımız; uyarıldıkça bazen daralıp genişleyerek, bazen özel moleküller salgılayarak tepki verirler, yara aldıkça onarmaya çalışırlar. Bu nedenle kalp krizinin mekanizmasını sadece mekanik bir tıkanıklık olarak açıklamak çok eksik kalıyor.