KOLESTEROL KRİSTALLERİ VE ‘KÜÇÜK BIÇAKLAR’
Öncelikle şunu netleştirelim: Konu kolesterole gelince halk arasında çok kafa karışıklığı ve yanlış anlaşılma var. Bir kere kolesterol, çok büyük bir kelime ve “kolesterol düşüklüğü/yüksekliği” başlı başına yanlış bir terimleme ile yapılan bir tartışma. Östrojen, testosteron, kortizon gibi steroid hormonları da kolesterolden yapılıyor mesela. Hatta beyin dokumuzun yaklaşık yüzde 25’i kolesterolden oluşmaktadır. Biz kolesterolden “düşman” olarak bahsettiğimizde aslında bahsettiğimiz kolesterol türleri: LDL, Lp(a) ve Apo B.
Şimdi bu yanlış anlaşılmayı netleştirdiysek, gelin bu ‘kolesterol’ün damar duvarlarındaki yangını nasıl körüklediğine birlikte bakalım. Kolesterol, belli bir yoğunluğa ulaştığında kristalleşmeye başlar. Bu kristalleşme sırasında hacmi tam yüzde 45 artar ve bu yumuşak yapı, damar duvarlarını içeriden yırtan mikroskobik “küçük bıçaklara” dönüşür. Vücudumuzun savunma hücreleri olan makrofajlar, bu keskin kristalleri gördüğünde onları birer “yabancı istilacı” sanarak bölgeye akın eder. Bu kristalleri yok etmeye çalışırken ortaya çıkan yoğun bağışıklık yanıtı, damar duvarında dengesiz ve her an patlamaya hazır plaklar oluşturur. Bu süreç, sadece bir yağ birikmesi değil, bağışıklık sistemimizin o hassas terazisinin “fazla aktif” kefesini ağır bastırarak kendi damarımızı yırttığı bir duruma dönüşür.