* Bu tür konularda mizah bazen biraz zorlama durabiliyor. Bu konularda politik doğruculuk ve böyle hikâyeleri günümüzde nasıl anlatmak gerektiği konusunda neler düşünüyorsunuz?
- Aslında bütün dizi tam da bu soruyu soruyor. Sorunuza net bir cevabım yok belki ama dizi bu soruların etrafında dönüyor. Temsil meselesinin faydaları nelerdir, sınırları nelerdir? Bu temsil konuşması, kendi içinde nasıl tuhaf bir yarışa dönüşebiliyor? Açıkçası bilmiyorum. Ama bizim için pusula şuydu: Bütün bu kavramsal tartışmaların ötesinde, gerçekten karakterler hakkında bir hikâyeyi nasıl anlatırız?
Yani mesele sadece fikirler ya da kavramlar olmasın; karmaşık karakterler de olsun. Çelişkili karakterler olsun.
Umarım izleyiciye hazır cevaplar vermek yerine yeni sorular bırakırız. Açıkçası benim umudum bu.
EN İYİ İŞLER EGONUN GERİ ÇEKİLDİĞİ YERDEN ÇIKIYOR
* Rolü almak aslında gerçek ödül değil; mesele seçilmiş olma fikri desem... Sizce oyuncular rollerin peşinden mi koşuyor, yoksa o rollerle gelen onaylanma duygusunun mu?
- Bu çizgi bazen gerçekten bulanıklaşabiliyor. Bazen şöhretin, onaylanmanın, sırtımızın sıvazlanmasının, alkışın peşinden koşuyoruz.
Ben de bunu kendime sordum. Zaten bu diziyi yapma nedenlerimden biri de bu. Yapmak istediğim şeyin ne kadarı gerçekten kendi duygularımdan yola çıkarak insanlarla bir deneyim paylaşmak, onlara bir şey sunmak? Ne kadarı onay almak, kabul görmek, beğenilmek istemek? Ne kadarı hâlâ sınıftaki herkesi güldürmek isteyen, ilgi peşindeki küçük Riz?
Bence gerçek şu ki hepimiz insanız. Bu yüzden bu oran sürekli değişiyor. Bazen yüzde 90’ı bir şey, yüzde 10’u başka bir şey oluyor ve bu denge andan ana, günden güne değişiyor.
Ama şunu biliyorum: Bana göre en iyi işler, egonun geri çekildiği yerden çıkıyor.