Izakaya ve bento deneyimi
Upuzun bir sofra hayal edin, dostlarla süslenmiş, size özel yemeklerle lezzetlenmiş.
İşte Japon Mutfağı İyi Niyet Elçisi unvanlı ilk Türk şef olan Sinan Damgacıoğlu ve dostlarla Bijal’da yaşadığımız tam da buydu.
Sinan Damgacıoğlu’nun samimi, şaşırtıcı bilgilerle donanmış sunumu anlatılmaz yaşanır aslında ama ben yine de satır başlarını size aktaracağım.
Yaşadığımız iki ayrı gastronomi deneyimi, yalnızca “iyi yemek” değil, bir kültür aktarımıydı.
Japon mutfağının disiplinli zarafeti ile Akdeniz’in sıcak ve paylaşımcı ruhu aynı masada buluştu.
Akşam gerçekleşen Izakaya deneyiminin çıkış noktası Japonların “nomunication” dediği o çok özel kavram.
Yani birlikte içmek, birlikte yemek, birlikte konuşmak ve o masa etrafında bağ kurmak.
Düşündüğünüzde ne kadar tanıdık bir his aslında.
Bizim o özlenen uzun sofralarımız, bitmeyen sohbetlerimiz gibi.
Sadece adı farklı.
Aynı tabağa uzanan eller, uzayan sohbetler, yavaşlayan zaman.
Sinan Şef’in söylediği bir cümle aklımda kaldı: “İnsanların aynı anda aynı duygunun içinde olması...” Aslında gastronominin en sade ve en güçlü tanımı bu olabilir.
Yemek bir araç, asıl mesele o duyguyu paylaşmak.
Ertesi gün öğle saatlerinde sunulan bento deneyimi ise bambaşka bir hikâye.
Bento, Japon mutfağında bölmeli kapaklı bir kutuda sunulan tek porsiyonluk taşınabilir paket yemek anlamına geliyor.
Bütün besin öğelerinin dengeli bir biçimde aynı yerde sunulduğu hem lezzetli hem de sağlıklı bir öğün.
Annelerimizin hazırladığı beslenme kutusu gibi, o kadar kusursuz, o kadar özenilmiş.
Japon mutfağını deneyimlememiş olanlara mutlaka öneririm. 🤨