Burdur Boubon Antik Kenti’nden 1960’larda kaçırılan ve 65 yıl sonra ABD’den iade edilen Marcus Aurelius’un bronz heykeli...
“Çocukluğum anneannem ve ilk oyun arkadaşım Kore Gazisi dedemle geçti. Teyzelerim, halam… Kadın ağırlıklı bir aileydik. Anne ve babam benim için çok şeyi erteledi. Babam Teftiş Kurulu’ndan emekli oldu. Annem uzun yıllar özel kalem müdürlüğü yaptı. Her ikisinin devlet adabından ne kadar feyz almış olduğumu her gün daha çok anlıyorum.”
BİR SKANDALLA BAKIŞ DEĞİŞTİRDİ
Mezuniyetten sonra okulda bir türlü kadro açılmayınca yönünü başka yere çeviriyor: “2007 yılında sınavla uzman yardımcısı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na girdim. Beni ‘Kaçakçılık ve İstihbarat Şubesi’ne aldılar. Ne işler yapıldığıyla ilgili hiçbir fikrim yoktu, koşullar sınırlıydı, bir bilgisayar başında sırayla yazı yazardık ama çok genç, heyecanlı ve idealist bir ekiptik. O zamanlar Amerika’daki Getty Müzesi müdürünün kültür varlığı kaçakçılığı yaptığı ortaya çıkmış ve ‘müzecilik’ sorgulanmaya başlamıştı. Haberleri okudukça bizim de daha aktif olmamız gerektiğini düşünüyorduk. Kitaplara erişimimiz sıfırdı. Rahmetli gazeteci yazar Özgen Acar bize her alanda destek oldu, özgüven aşıladı.”
GENÇ VE TUTKULU BİR EKİP
O zamanlar masadaki konular nelerdi? Boz: “Şimdiki gibi yoğun değildi ama dünyada da bugünkü kadar yoğun değildi. Türkiye’nin kültür varlıklarını iadesiyle ilgili çalışmaları aslında Osmanlı dönemine dayanıyor; Saffet Paşa Truva hazinelerini kaçıran Henry Schliemann’a dava açıyor. Bakanlıktaysa Karun Hazinesi diye bilinen Lidya eserlerinin ve Elmalı sikkelerinin iadesi için çalışmalar yapılıyordu. Bana verilen ilk konu Zeugma dosyasıydı. Sonra Zeugma kökenli pek çok eserin iadesini sağlamak mümkün oldu. Çok gençtik ama çok tutkuluyduk. Uzmanlık tezimi uluslararası ve ikili anlaşmalar üzerine yazdım.”