Keşkek tam olarak böyle bir yemek mesela. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde olması tesadüf değil. Anadolu’nun birçok yerinde düğünlerin, bayramların, büyük kutlamaların merkezindedir. Helva da öyle. Anadolu’da helva yalnızca tatlı değildir hiçbir zaman. Bir evde helva kavruluyorsa çoğu zaman bunun bir sebebi vardır. Yas vardır, anma vardır, paylaşma vardır. Kokusu bile anıları harekete geçirir.
Mantıysa başka bir hikâye anlatır. Katlanan her küçük hamur parçasında göç yollarının izi vardır. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan uzun yolculuğun taşıdığı mutfak hafızasıdır aslında. Dolma deseniz öyle... Aynı coğrafyada yüzyıllardır iç içe yaşayan kültürlerin ortak dilidir biraz da. Zeytinyağlısı başka konuşur, etlisi başka. Yaprağın içine sarılan şey yalnızca pirinç ya da kıyma değildir; o coğrafyada yaşayanların anılarının bütünüdür. Türk mutfağının gücü de burada. Tek merkezin mutfağı ve teksesli olmamasında. Tersine; göçlerle, geçişlerle, farklı kültürlerin birbirine değmesiyle büyümüş olmasında.
Bugün ‘Türk mutfağı’ dediğimiz yapı aslında yüzlerce yerel bilgi birikiminin aynı sofrada buluşmasından oluşuyor. Kars’ın başka, Antakya’nın başka, Gaziantep’in başka, Karadeniz’in başka bir hafızası var. Aynı ülkenin içinde bambaşka ritüeller, teknikler ve ürünler yaşıyor. Ama bu çeşitliliğin merkezinde ortak bir fikir duruyor: Sofra.🤨