SETTE İLK GÜN HERKES GERGİNDİ
* “The Madison” ile uzun bir aradan sonra televizyona döndünüz. Yeniden televizyona dönmeye ikna eden neydi?
- Aslında birkaç yıl önce “First Lady”de yer almıştım. Üzerinden kaç yıl geçti tam bilmiyorum. Ama evet, uzun yıllar sonra, hatta onlarca yıl sonra ilk kez bölümlü bir televizyon işi yapıyorum.
Televizyonda gördüğüm işlerin kalitesi, anlatılan hikâyeler ve materyalin kalitesi beni bir süredir gerçekten çok etkiliyordu; hatta biraz da imrendiriyordu. Uzun zamandır bunun bir parçası olmayı çok istiyordum. Taylor Sheridan’ın da çok güçlü bir geçmişi var. Onunla tanıştığımda, bu karakterden, aşk hikâyesinden ve aile dinamiklerinden bahsediş biçimini çok sevdim. Konseptin gerçekten çok ilginç olduğunu düşündüm.
* Taylor Sheridan evreninin bir parçası olmak nasıl bir duygu?
- Bu projede çalışmayı gerçekten çok sevdim. Onun bir araya getirdiği oyuncu kadrosunu da çok seviyorum. Başlamadan önce bu oyuncuların hiçbirini tanımıyordum. İlk günü hatırlıyorum; biraz gergindim, çünkü daha ilk gün hepimiz aynı arabanın içindeydik. Herkes biraz gergindi, herkes hâlâ hikâyenin içinde yolunu bulmaya ve oynadığı karakterin kim olduğunu keşfetmeye çalışıyordu. Bana bu fırsatı verdiği ve bu hikâyeyi anlatmam için bana güvendiği için gerçekten minnettarım.
DİĞER OYUNCULARI BİRAZ KISKANDIM
* “The Madison”ın ilk sezonu, Kurt Russell’ın karakterinin ölümünden sonraki 1 haftalık zaman diliminde geçiyor. Çekimler boyunca duygusal bir ruh hâlinin içinde yaşamak sizin için nasıldı?
- Çok yorucuydu. Açıkçası setteki diğer oyuncuları biraz kıskandığımı da hissettim. Çünkü hafta sonları ya da bazen akşamları bir araya gelip sosyalleşiyorlardı ve ben hiçbir zaman onlara katılamıyordum. Oysa onları çok seviyorum. Hepsi birlikte vakit geçirmek istediğim harika insanlar. Ama bu yoğunluk beni şuna zorladı; günün sonunda ve hafta sonları yaklaşan sahneler ve önüme gelecek işlere hazırlanmam gerekiyordu. Hafta sonlarımın büyük kısmı da böyle geçti.