* Sizin için en zor sahne hangisiydi?
- Sanırım gerçekten doğa koşullarıyla mücadele ettiğimiz sahnelerdi. Rüzgâr saatte 60 mil hızla esiyordu. Bayraklar, ışıklar devriliyordu. Ekipten insanlar ana ışıkların üzerine yatıp onları sabit tutmaya çalışıyordu. Saçımız her yere uçuşuyordu; zavallı saç tasarımcısı da bir şekilde kontrol altında tutmaya çalışıyordu.
Yani bütün bu etkenler çok dikkat dağıtıcı hale geliyor. Aynı zamanda sadece işini yapmaya çalışan herkes için de gerçekten stresli bir durum yaratıyor.
* Senaryoyu ilk okuduğunuzda neler hissettiniz?
- İlk okuduğumda, karakter olarak gitmem gereken duygusal yerleri görünce, “Aman Tanrım, bunu nasıl yapacağım? Bunu nasıl sürdürebilirim?” diye düşündüm. Ama senaryo inanılmaz derecede etkileyiciydi. Stacy ve Preston (Kurt Russell) arasındaki aşk, hepimizin bulmayı umut ettiği türden bir aşk. Bir anlamda masal gibi. Bazı insanların gerçekten böyle masalsı ilişkileri oluyor. Ve Stacy’nin hayatında bildiği tek aşk bu.
Hikâye, bildiğiniz her şey bir anda yıkıldıktan sonra kendinizi yeniden nasıl toparlayacağınızı öğrenmekle ilgili. Aynı zamanda ailesi için nasıl ayakta kalacağıyla da ilgili. Bunun aile dinamiğine ne yaptığıyla ilgili... Bazı anlarda çok güzel bir şeye dönüşüyor ve sizi birbirinize yaklaştırıyor. Ama bazı zamanlarda da tam tersine, sizi birbirinizden uzaklaştırıyor.
KAYIP, EVRENSEL BİR DENEYİM
* Kendi yas deneyimlerinizden karakterinize neler kattınız?
- Benim yaşıma geldiğinizde, maalesef yakınınızda yeterince insanı; arkadaşlarınızı, aile üyelerinizi, meslektaşlarınızı kaybetmiş oluyorsunuz. Bu yüzden böyle bir duygu için ilham aramak adına çok uzağa bakmanıza gerek kalmıyor.
Ama yas üzerine düşünürken şunu da fark ettim: İnsanlardan aldığım geri dönüşler gerçekten inanılmaz. Arkadaşlarım, meslektaşlarım... Her kesimden insanın diziden ne kadar etkilendiğini görmek beni şaşırttı. Hatta en burnu havada olan arkadaşlarımdan bazıları bile beni arayıp diziyi ne kadar sevdiklerini söylediler. Ben de “Ağlıyor musun yoksa?” diye takılıyordum onlara.
Asıl şaşırtıcı olan ise bunun erkekleri ne kadar etkilediği. Belki de onların yaşadığı ama gerçekten ifade edemediği bir yas duygusuna dokunuyor. Belki de bu yüzden onları hazırlıksız yakalıyor. Ayrıca yas tutulacak şeyler de çok farklı olabilir. İnsanlar yangında evlerini kaybediyor. Emekli olmayı hayal ettikleri işlerini kaybediyorlar. Kayıp, evrensel bir deneyim.
* Hikâyedeki flashback’ler, sanki dizide kaybettiğiniz eşinizle bir konuşma yapıyorsunuz gibi hissettiriyor. Neden hayata veda eden insanlarla konuşuruz?
- Bence bu umutla ilgili. Nerede olurlarsa olsunlar, iyi olduklarına inanma umuduyla ilgili. Hâlâ bir şekilde var olduklarına inanmakla ilgili. Ve kaybettiğimiz insanlarla bağ kurma, o bağı sürdürme ihtiyacımızla ilgili. Bir de belki şöyle bir his var: Artık burada olmadıkları için sanki yukarıdalar ve bizim sahip olmadığımız bir bilgeliğe sahipler. Onlardan bir şekilde yol göstermelerini istiyoruz.
‘İZLEMELİYİM’ DEYİP UNUTUYORUM
* Televizyonla ilişkinizden biraz bahseder misiniz? Hangi dizileri izlemeyi seviyorsunuz?
- Benim için bugünlerde “guilty pleasure” (utanç ya da suçluluk duyulan gizli zevk) sanırım haber izlemek. Çok fazla televizyon izlemiyorum. Bunun sebebi ekranda iyi işler olmaması değil; tam tersine, çok iyi işler var. Ama ben unutuyorum. Sürekli unutuyorum. “Bunu mutlaka izlemeliyim” diyorum ama bir türlü başlayamıyorum. Şu sıralar “Severance”ı yakalamaya çalışıyorum, gerçekten çok keyif alıyorum. “The Pitt”i izliyorum. “Margo’s Got Money Troubles”ı da... Başka neler izliyorum? Aslına bakarsanız, iyi belgeselleri de çok severim.
KURT, SARAYIN SOYTARISI GİBİDİR
* 1988 yapımı “Tequila Sunrise”tan sonra Kurt Russell’la ilk kez bu dizide buluştunuz. Onunla çalışmak nasıldı? Eski günleri yâd ettiniz mi?
- Hiç değişmemiş. Bir gram bile! Ve buna çok sevindim. Onunla çalıştığım döneme dair çok güzel anılarım var. Kurt bana inanılmaz bir destekti. Yanımda duran bir abi gibiydi. Eğer bir konuda zorlanırsam, o hep oradaydı. Kurt biraz sarayın soytarısı gibidir; her zaman çok neşeli, çok pozitif ve çok destekleyici biridir. Burada da aynen öyleydi. Ve hâlâ o muhteşem gamzeleri var. Evet... Onu projeye dahil edebildiğimiz için gerçekten çok mutluyum, çünkü takvimiyle ilgili bazı zorluklar vardı.