İngilizce bilmeyene kızıyoruz ama konuşana da gülüyoruz
TÜRKİYE’de bir insanın İngilizce konuşmaya başlamasıyla yargısız infazı arasında saniyeler var. Öyle ki daha ikinci cümleden başlıyor aksan analizi...
“R’leri çok sert.”
“TH sesini çıkaramadı.”
“Fazla Türk gibi...”
Nereden mi geldim buraya?
Acun Ilıcalı, sahibi olduğu Hull City’i Premier Lig’e taşıdı ve bu sevincini de verdiği İngilizce bir röportaj ile taçlandırdı; aksanıyla dalga geçildi.
Hande Erçel, Milano merkezli dünyaca ünlü lüks bir mücevher markasının reklam yüzü oldu; telaffuzu hemen masaya yatırıldı.
Boran Kuzum, dünyanın izlediği “Big Mistake” dizisindeki rolü ile özellikle Amerika’da fırtına gibi esti; ama “dil polisleri” yine görev başındaydı.
Yahu biri, satın aldığı İngiliz kulübünü şampiyonluğa taşıyor, diğeri dünya markalarıyla iş yapıyor, ötekisi ses getiren uluslararası bir projede gurur kaynağımız oluyor fakat Türkiye’deki ilk refleks şu: “İngilizcesi kötü be abi!”
Sanırsın bunu söyleyen de Cambridge Dükü ya da Oxford Barones’i...
Bizim yabancı dille kurduğumuz ilişki çok tuhaf. Zira İngilizceyi bir iletişim aracı değil bir statü olarak algılıyoruz. İyi konuşabilmeyi anlaşabilmek değil, Amerikalı ya da İngiliz’e benzeyebilmek sanıyoruz. Bu yüzden de aksanı bir “kusur” gibi görüyoruz.
Oysa dünyanın geri kalanı bu kompleksi yıllar önce aştı.
Sofia Vergara’nın Kolombiya aksanı yıllardır olduğu gibi duruyor. Penélope Cruz, İspanyol aksanını saklamıyor. Arnold Schwarzenegger’in Avusturya aksanı artık karakterinin parçası olmuş durumda. Kimse çıkıp da bu insanlara “Ne biçim İngilizce bu?” demiyor. Çünkü dünya aksansız konuşmayı değil, anlaşabilmeyi önemsiyor. Kaldı ki insanın ikinci bir dili konuşabiliyor olması dalga geçilecek değil saygı duyulacak bir durum.
Ama biz hâlâ İngilizce konuşan bir Türk görünce önce memleketini duyuyoruz.
Neden?
Temel problem eksikliklerimiz, komplekslerimiz ve özgüvensizliklerimiz bence...
Yalnız komplekslerimizin tek kurbanı kendimiz de değiliz. Türkiye’de cümle kurmaktan değil ama alay edilmekten korktuğu için birçok insan, “İngilizce biliyor” ama “konuşamıyor.”
Peki aynı insanlar Türkçe konuşmaya çalışan bir yabancı gördüğünde ne yapıyor dersiniz?
Alkışlıyor. “Ne tatlı konuşuyor!” diyor.
Dolayısıyla gelin şunda bir anlaşalım artık; aksan bir kusur değil, insanın dilde taşıdığı coğrafyadır.
Ve İngiliz gibi konuşmak değil İngilizce konuşmak gayet de yeterlidir.