Pet modasının iki yüzü
Bir zamanlar sadece insanların modası konuşulurken artık evcil hayvanlar için özel koleksiyonlar hazırlanıyor.
Adidas, ilk pet koleksiyonunu Singapur’da çıkardı mesela.
Minik formalar, tasma koleksiyonları, taşıma çantaları, hatta sahipleriyle kombin yapılabilecek parçalar.
Bir yandan bakınca çok tatlı. Çünkü insanlar artık hayvanlarını “evcil hayvan” gibi değil, aile bireyi gibi görüyor. Onlarla aynı tişörtü giymek, birlikte sosyal medyada görünmek yeni dünyanın duygusal dili haline geldi.
Ama işin bir de düşündüren tarafı var. Dünyada milyonlarca hayvan hâlâ açlık, şiddet ve terk edilme sorunuyla mücadele ederken diğer tarafta hayvan modası milyarlarca dolarlık bir endüstri haline geliyor.
Yani bir yerde köpekler lüks koleksiyonların yıldızı olurken başka bir yerde hâlâ bir kap mama bulamayan canlar var. Ben modaya ya da hayvanlara özel ürünlere karşı değilim.
Tam tersine, hayvan sevgisinin görünür olmasını değerli buluyorum.
Çünkü yıllarca insanlar hayvanıyla fotoğraf paylaşmaya bile çekinirdi. Şimdi ise onları hayatının merkezine koyuyor. Bu güzel bir dönüşüm.
Ama keşke aynı ilgi sahiplenmeye de dönüşse...
Çünkü bir köpeğe forma almak kadar onu ömür boyu terk etmeden sevebilmek de önemli. Hatta daha önemli.
Dünyanın en pahalı tasmasını takıp sonra yazlık bitince sokağa bırakılan o kadar çok hayvan gördük ki...
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Hayvan sevgisi trend olduğunda değil, sorumluluğa dönüştüğünde anlam kazanıyor.
Belki de artık markaların yeni lüks anlayışı sadece ürün satmak olmamalı. Satılan her pet ürününün bir kısmı yardım bekleyen diğer hayvanların tedavisine, kısırlaştırılmasına ya da sahiplendirme projelerine aktarılmalı.
İşte o zaman moda gerçekten vicdanla buluşur.