İLK DURAĞIM MEVLANA TÜRBESİ
Mevlana Müzesi’nin avlusuna vardığımda, sadece bir türbeye değil, sekiz asırlık bir hikâyeye girdiğimi anladım. Yeşil kubbenin altında duran sanduka, yalnızca Mevlana Celaleddin Rumi’nin değil; aşkın, sabrın ve insan olmanın da sembolü olmuş. O an kalabalığın içinde kimse konuşmuyordu ama herkes aynı sessizliğin içinde kendi hikâyesini dinliyordu sanki. Bir köşede eski bir ney sesi yükseldi; insanı bugünden koparıp Selçuklu saraylarının gölgesine götüren bir ses... Düşündüm de belki Konya’nın sırrı tam burada saklıydı; bu şehir, tarihini müzelerde sergilemiyor, hâlâ yaşıyor. Oradan ayrılırken geriye sadece birkaç fotoğraf değil, insanın içine yerleşen bir merak kalıyor; Mevlana neden yüzyıllardır hâlâ bu kadar çok insanı kendine çağırıyor? Belki de cevabı bulmak için bir gün sizin de o avludan sessizce geçmeniz gerekiyor. Mevlana’nın “Gel ne olursan ol yine gel” çağrısı yüzyıllardır gönüllere dokunuyor. Maneviyatı, tarihi ve huzur veren atmosferiyle bu şehir, sadece bir durak değil adeta bir iç yolculuk sunuyor.🙄