SENE 1978 - Doğu Anadolu’da rehberlik yaparken
DİLLERLE JONGLÖR GİBİ OYNUYORDUM
Genç Baykara daha sonra yurtdışında kurslara katılarak konuştuğu yabancı dillere Fransızca, İspanyolca ve Almancayı ekliyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, 1977’de bitiyor. İş olarak bir yandan rehberlik bir yandan Nuruosmaniye’de halı eksperliği yapıyor. 1980’den sonra Japonya’da yaşanan ekonomik refahla daha önce Türkiye’ye pek gelmeyen Japonlar ülkemize gelmeye başlıyorlar. Acentelerde Japonca bilen rehber ihtiyacı artınca rehberler derneği bir kurs açıyor. Baykara’nın Japonca aşkı böyle başlıyor: “30 kişi olarak başladığımız kursta bir ay sonra iki kişiydik. Avrupa dillerini bir jonglör gibi avucumda oynatıyordum (gülüyor). Japonca ise Türkçeye benzediği için bambaşkaydı. Japonca’ya Doğu’nun İtalyanca’sı derler. Üç ayda derdimi anlatacak hale geldim ama yeterli değildi. 1984 yılı sonunda Japonya’ya gidip Tokyo’da üç ay yoğun bir Japonca kursuna katıldım.”
İKİ SENE DİYE GİDİP 12 YIL KALDIM
Japonca’yla beraber konuştuğu dil sayısı 6 olmuştu. Gönlünde hangi işin yattığını da biliyordu: Akademide dilbilim. Boğaziçi Üniversitesi’ne başvurdu, özel bir sınava sokuldu ve 35 yaşında yeniden öğrenci olarak dilbilim derslerine girmeye başladı. Bir yandan okula devam edip, bir yandan rehberlik yapıp, bir yandan da bir Japonca-Türkçe sözlük hazırlıyordu. Bu sırada Asya kültürünün öncü hocalarından Prof. Selçuk Esenbel ile tanıştı. Yüksek lisans tezini Türkçe ve Japonca’daki sesleri karşılaştırdığı mukayeseli fonoloji üzerine yazdı. Ancak içi rahat değildi; Japon yazısının bel kemiği olan Kanji alfabesini tam öğrenememişti. Bunun için Japonya’ya gitmesi lazımdı: “40 yaşıma kadar para biriktirmiştim, 1992’de patronlarıma ve kız arkadaşıma veda edip Japonya’ya gittim. İki sene kalmayı düşünüyordum, 12 sene kaldım!”