İliklerime kadar Kübalı bir adamım
“The Godfather Part III”ten “Ocean’s Eleven” serisine kadar uzanan unutulmaz performansları ve kendine has duruşuyla Hollywood’un ikonik isimleri arasında yer alan Andy Garcia ile “Landman” dizisi için bir araya geldik. Usta oyuncu, Kelebek okurları için hayata, oyunculuğa ve Hollywood’daki uzun yolculuğuna dair çok özel açıklamalar yaptı.
◊ Küba’dan çok küçük yaşta Amerika’ya geldiniz. Bugün Küba kültürüne ne kadar yakın hissediyorsunuz? Küba, hayatınızda ve kimliğinizde nasıl bir yer tutuyor?
- Açıkçası, hayatımın her gününde kendimi Kübalı hissediyorum. Havana’da doğdum. 5.5 yaşındayken, Castro diktatörlüğünden kaçarak Amerika Birleşik Devletleri’ne geldim. Sonra burada, Amerika’da büyüdüm. Buraya gelebilmiş olmak benim için büyük bir şanstı; yoksa bugün burada olmazdım. Ama ben kendimi Kübalı ve Küba kökenli Amerikalı olarak tanımlıyorum.
En derinimde, iliklerime kadar Kübalı bir adamım. Bunun yanında Amerika tarafından kucaklanmış, kabul edilmiş ve desteklenmiş olmanın da şansını yaşıyorum. Bu nedenle içimde iki kültür var: Amerikan kültürüyle büyüdüm ama Kübalı kimliğimi hiçbir zaman kaybetmedim. Küba kültürü hayatımda çok güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Bu hep benimle. Bu sabah da bir Kübalı olarak uyandım.
◊ Konuştuğum birçok oyuncu, her işin bir sonrakinde yardımcı olabileceğini söyledi. Yeni insanlarla tanışıyorsunuz, yeni yaratıcılarla çalışıyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
- Ben buna açıkçası “Bir sonraki işimde bana yardım ederler” gibi bakmıyorum. Benim için daha çok çalışmanın yaratıcı deneyimi önemli. Oyuncuları seviyorum, oyuncularla çalışmayı seviyorum.
İyi insanlarla çalışıyorsanız, bir filmi yaparken biriktirdiğiniz anılar aslında geriye kalan en kıymetli şey oluyor. Belki film bittiğinde izliyorsunuz, sonuçtan mutlu oluyorsunuz. Yaratıcı deneyim başka bir şey; sonra bütün ham malzeme yönetmenin ve kurgucuların eline geçiyor ve performansınız şekillendiriliyor.
Bazen öyle şekillerde oluyor ki, “Ah, benim orada ne yaptığımı pek fark etmemişler” diyebiliyorsunuz. Sizin yaptığınız şeyi yeniden biçimlendirmeye çalışıyorlar; çünkü bunun film için daha iyi olduğunu düşünüyorlar. Ya da “Ben olsam bunu böyle yapardım” deyip sizin performansınızı kendi kafalarındaki versiyona yaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu süreçte birçok farklı etken devreye giriyor.
O yüzden işin o kısmı sizin kontrolünüzde değil. Bir oyuncu olarak elinizde kalan şey aslında filmi yapma deneyimi; o yaratıcı süreç. Günün sonunda hatırladığınızda bu oluyor.
Filmi izleyip, “Harika, çok güzel olmuş, bununla gurur duyuyorum” diyebilirsiniz. Bazen de izlersiniz ve “Tamam, peki” dersiniz. Ama bu da sorun değil. Çünkü eğer o işi yapma deneyimi olumluysa, gerisini bırakıyorsunuz. Teslim oluyorsunuz.