‘KENDİMİ SENİN ELLERİNE BIRAKIYORUM’ DEDİM
◊ Modern Amerika’da hırs, aile ve hayatta kalma üzerine kurulu bu hikâyede sizi en çok ne cezbetti?
- Benim için aslında çok basitti. Taylor Sheridan (dizinin senaristi) beni evine davet etti. Bana bu karakteri benim için yaratmak istediğini söyledi. Hikâyede kim olacağını ya da kim haline geleceğini çok genel hatlarıyla anlattı. Ortada henüz bir senaryo falan yoktu. Ama ben zaten onun yazarlığının hayranıydım. Hiç düşünmeden dahil oldum ve “Ben tamamen varım. Kendimi senin ellerine bırakıyorum” dedim.
◊ Taylor Sheridan’ın yaptığı projeler arasından sizi en çok etkileyen hangisi?
- Zor bir soru. Çünkü çok fazla var. Mesela “Hell or High Water” olağanüstü yazılmış bir filmdi. Elbette onun yazdığı “Sicario” da öyle. Bir de “Yellowstone”un tamamını izledim. Çok iyi bir yazar. “Hell or High Water”ı ilk izlediğim zaman “Bu filmi kim yazmış? İnanılmaz!” demiştim. Taylor’ı ilk o zaman tanımaya başladım. Gerçekten çok parlak bir zihin.
SAYFADA YOKSA SAHNEDE DE YOKTUR
◊ Bir projeyi değerlendirirken hangi unsurlara bakarsınız? Sizi karaktere ya da hikâyeye çeken şey nedir?
- Benim için her şey yazıyla başlıyor. Her şeyden önce iyi bir metin arıyorum. Size bir proje geldiğinde, bazen en azından bir yönetmen projeye bağlı oluyor. Bazen oyuncu kadrosu henüz oluşmamış oluyor; süreç çok erken bir aşamada olabiliyor ve belki de ilk ulaştıkları kişi siz oluyorsunuz. Bu yüzden her şey malzemenin kendisiyle ilgili.
Metni okursunuz. Eğer sizi harekete geçiriyorsa, içinde sizi çarpan küçük bir çekirdek vardır. O anda ya ona çekilirsiniz ya da çekilmezsiniz. Bu yüzden benim için mesele her zaman yazının kalitesi.
Bazen metnin bütünü henüz tam olarak orada olmayabilir ama içinde, “Ben bunun arkasında durabilirim” dedirten bir çekirdek vardır. Yönetmene güveniyorsanız ve senaryonun daha da geliştirilebileceği bir süreç varsa, yine de projeye dahil olabilirsiniz. Günün sonunda “Sayfada yoksa, sahnede de yoktur”. Yani yazı her şeyin anahtarıdır. Tabii bütün bir filmi doğaçlama yapmıyorsanız... O zaman bambaşka bir yaratıcı süreçten bahsediyoruz. Ben buna karşı değilim. Ama yine de hikâyenin bir yapısı olması gerekir. Sahnelerde amaçlar nedir, adım adım neyin peşinden gidiyorsunuz, doğaçlama yaparken neyi kovalıyorsunuz... Bunların mutlaka bir temeli olmalı.