Hata ile kusur arasındaki ince çizgi
Bir magazin sitesinde Sıla Gençoğlu’nun yeni imajının aslında ne kadar da İrem Derici’ye benzediğinin haberi yapılmıştı. Ama benzemesinden doğal bir şey olamaz, çünkü Sıla diye basılan da İrem, İrem diye basılan da İrem...
Her iki fotoğraf da İrem.
İrem Derici de bu durumla dalga geçen bir yorum yapmış habere: “İki fotoğraftaki kadın da full benim yaa...”
Bir de sinkaf koymuş sonuna, umarım yine dava açmazlar.
Ama buna “sempatik tashih” diyelim. Belli ki uykusuz bir editör, işleri yetiştirirken bir hata yapıvermiş. Art niyet yoksa, samimiyetle düzeltilirse sorun yok.
Fakat hata, kendini tekrar etmeye başladığında ona artık hata değil, “kusur” denmeye başlıyor.
Türk Dil Kurumu da benzer bir yanlış yapmış.
Sosyal medya hesabından Nurullah Ataç’ın vefat yıldönümü için bir paylaşım yapmış ama kullanılan fotoğraf Nurullah Ataç değil; Amerikalı-İngiliz şair T. S. Eliot.
Hemen Google’a girip Nurullah Ataç araması yaptırdım. Görsellere tıkladığımda ilk sıralarda T. S. Eliot’un fotoğrafı çıkıyordu.
Sık yapılan bir hatadır. Aramada üstte çıktığı için, kontrol etmezseniz o kişinin fotoğrafı zannedebilirsiniz.
TDK adına bu işi yapan sosyal medya editörü de zannetmiş zaten.
Alıp kullanmış. Dünyanın sonu değil, her yanlış düzeltilebilir.
Burada mesele, düzelmemesi. TDK’nın aynı hatayı üst üste yapması.
Onedio’da denk geldim, daha önceki yıllardan görselleri derlemişler. Aynı hata üçüncü yıldır yapılıp yapılıp 10 gün sonra siliniyormuş.
Ne demiştik yanlışlık ve hata için? Tekrarlanırsa artık kusura dönüşüyor.