Seçmen için can alıcı soru nedir
SON birkaç gündür CHP’de yaşananları izlerken aklımdan çıkmayan bir soru var.
Türkiye’de muhalefetin en büyük rakibi gerçekten iktidar mı?
Yoksa zaman zaman kendi içindeki mücadeleler mi?
Türk siyasetinin son elli yılına baktığınızda benzer örnekleri çok görürsünüz.
Muhalefet bazen iktidarın yaptıkları nedeniyle değil, kendi içinde ürettiği krizler nedeniyle güç kaybeder.
Seçmeni iyi anlamak gerekir. Bir yandan değişim ister; diğer yandan istikrar arar, bir yandan da yeni bir hikâyeye ihtiyaç duyar.
Ama aynı zamanda o hikâyeyi anlatanların direksiyona geçtiğinde ne yapacağını da görmek ister.
İşte bu nedenle siyaset sadece haklı olma değil; güven verme meselesidir de.
CHP’de yaşanan tartışmaları izleyen milyonlarca insanın bir bölümü elbette hukuki tartışmalarla; mutlak butlanın teknik yönleriyle de ilgileniyordur.
Ama inanın çoğunluk başka ayrıntıları takip ediyordur.
Bir tarafta parti binası önündeki gerilim; diğer tarafta sert açıklamalar, karşılıklı suçlamalar, ihanet tartışmaları, tasfiye mesajları, yeni parti söylentileri ve giderek büyüyen bir iç hesaplaşma.
Seçmen bütün bunlara bakarken hukukçu gibi davranmaz.
Bir ailenin iç ilişkilerine bakar gibi bakar.
Ve şu soruyu sorar.
“Bunlar kendi aralarında anlaşamıyorsa ülkeyi nasıl yönetecek?”
Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu risk de tam olarak budur.
Mahkeme kararından daha çok sonrasında verilen görüntüler önem kazanmıştır.
Siyaset boşluk kabul etmez.
İnsanlar kriz dönemlerinde radikal tercihlerden çok güvenli limanlara yönelir.
Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum da değildir.
Seçmen çoğu zaman maceradan değil, tecrübeden yana tavır alır.
İşte bu yüzden CHP’nin son günlerdeki performansı yalnızca CHP’yi ilgilendirmiyor.
Türkiye’deki muhalefetin geleceğini de ilgilendiriyor.