FUTBOL HERKESİ EŞİTLER
BU hafta Türkiye’de değilim.
Dünyanın en önemli kanser kongrelerinden birinde; Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) Chicago’daki toplantısındayım.
Stat büyüklüğündeki kongre merkezini 170 ülkeden 50 bine yakın biliminsanı doldurmuş durumda.
Kimileri ömrünü laboratuvarda geçirmiş.
Kimileri yıllardır kanseri biraz daha geriletmek için gecesini gündüz etmiş.
Kürsüye çıkıyorlar. Bir heyecan... Yeni tedaviler anlatılıyor.
Aylarca, bazen yıllarca süren çalışmaların sonuçları açıklanıyor.
Ayakta alkışlanıyorlar.
Manzara bu olunca insanın ister istemez kafasında bir imaj canlanıyor: Biliminsanı dediğin sanki sadece makale okur, istatistik konuşur, laboratuvardan çıkmaz.
Sonra ara veriliyor.
Ve bir anda yüzlerce biliminsanı aynı yere doğru koşmaya başlıyorlar.
Bahçeye... Dev ekranlara doğru.
Çünkü Şampiyonlar Ligi finali var.
Biraz önce tümör biyolojisi anlatan hoca şimdi Arsenal’in “We are on your side” marşını söylüyor.
Dünyanın öbür ucundan gelen Japon profesör, İngiliz meslektaşı ile ofsayt pozisyonu tartışıyor.
Çalışması ile koca salondan alkış alan genetikçi, bu kez verdiği kararı beğenmediği hakemi alkışlıyor.
Müthiş bir manzara!
Çünkü insan bazen başarıyı fazla “ciddi” bir şey sanıyor.
Demek ki insanı insan yapan şey sadece aklı değilmiş.
Heyecanı.
Çocukluğu.
Tutkusu.
Biraz da tuttuğu takım...
Fenerbahçe maçlarında adeta “deliren” Fazıl Say geldi aklıma. “Yahu” derdim “Dünyaca ünlü bir piyanist. Nasıl olur da böyle fanatikleşir?”
Şimdi anladım.
Çünkü futbol tutkusu bütün unvanların, makamların, statülerin kapının dışında bırakıldığı yer imiş.
Farklı diller konuşan, farklı kültürlerden gelen insanları aynı pozisyonda buluşturan bir “oyun” imiş.
Ve o dev ekranın karşısında şunu düşündüm: “Futbol asla sadece futbol değildir.”🤫