Bazı köpekbalıklarının esaret altında eşeysiz olarak ürediği bildirildi ama koşullar uygun olduğunda tekrar eşeyli üremeye döndükleri görülüyor. Oleg Kovtun / Getty Images aracılığıyla
Cinsel üreme sırasında, iki ebeveynin DNA'sı rekombinasyon adı verilen bir süreçle yeniden düzenleriyor ve her yavruya benzersiz bir gen kombinasyonu kazandırıyor.
Bu da genellikle cinsel yolla üreyen türlerde daha fazla genetik çeşitlilik olduğu anlamına geliyor çünkü her bireyin farklı bir gen karışımı var ve bu genellikle bir türün hayatta kalması için faydalı oluyor.
Cinsellik ayrıca koruma da sağlıyor. Bu genetik yeniden düzenleme olmadan, genler Muller'in çarkı adı verilen yavaş, sinsice ilerleyen bir tehditle karşı karşıya kalıyor.
Speijer "DNA kopyalandığında hep hatalar olur" diye açıklıyor.
Cinsel yolla üreyen türlerde, bu hatalar gen havuzundan çıkarılabiliyor ama eşeysiz ve klonlanarak üreyen türlerde bu kusurlar tekrar tekrar aktarılıyor.
Zamanla, bu zararlı mutasyonların genomu ufak ufak bozarak türün yok olmasına yol açtığı düşünülüyor.
Cinsel ilişki olmadan gelişme
Bu düşünceye göre eşeysiz üreyen türler kısa ömürlü olmaya ve genetik bozulmaya mahkum olmalı. Ancak Amazon molly balığı gibi bazıları sadece hayatta kalmakla kalmıyor aynı zamanda gelişiyor da.
Speijer, kafa karışıklığının bir kısmının teorinin nasıl yorumlandığından kaynaklanabileceğini düşünüyor.
Ona göre, teorinin cinselliğin kendisiyle ilgili olması yerine tüm yaşam üzerindeki daha büyük bir kısıtlama olarak yorumlanırsa daha iyi anlaşılabilir.
Her sistemin genetik "hataları" yönetmenin bir yoluna sahip olması gerekiyor ve cinsellik de bu stratejilerden sadece biri.
Bu şekilde bakıldığında, uzun ömürlü eşeysiz türler evrimsel kurallara meydan okumak yerine, alternatif yollar buluyorlar.
Hayvanlar aleminde, çalılıklarda yaşayan sopa böceklerinden, şekilsiz "mikro hayvanlara" kadar, teorinin öngördüğünden daha uzun süre varlığını sürdürmüş gibi görünen birçok eşeysiz canlı var.
Amazon molly balığı, nesilden nesile babasız yaşamaya alışmış, yalnızca dişilerden oluşan özel bir türler kulübüne ait. Bu uzun ömürlü eşeysiz canlıların, Muller'in çarkının öngördüğü kaderden nasıl kurtulduğu hala tartışılıyor.
'Kopyala-yapıştır' yöntemi
Ricemeyer, yeni çalışmanın bulmacanın daha önce eksik olan bir parçasını aydınlattığını söylüyor.
"Ve bu parça gen dönüşümüydü" diyor.
Gen dönüşümü bir genetik onarımın bir biçimi ve Amazon molly balıklarına özgü değil. İnsanlar da dahil olmak üzere birçok organizmada görülüyor.
Bizim gibi eşeyli türlerde, her birey genellikle çoğu genin iki kopyasını taşır. Biri annemizden, diğeri babamızdan.
DNA, örneğin UV radyasyonu nedeniyle hasar gördüğünde, hücreler bazen bir gen kopyasını diğerini onarmak için şablon olarak kullanabiliyor.
Gen dönüşümü olarak bilinen bu süreç, sonunda bir genin iki kopyasını birbirine daha benzer hale getirebiliyor.
İnsanlarda ve çoğu hayvanda, bu mekanizma büyük ölçüde arka planda sessizce DNA hasarını onararak işliyor. Fakat Amazon molly balığında, genomu korumada çok daha ön planda bir rol oynuyor gibi görünüyor.