Doğrusunu söylemek gerekirse başlarda Laura’nın arabanın içinde Betty’yle önce gidişte, sonra da
kaza gerçekleşmeden dönüşte göz göze gelmesi ‘Aynalar No. 3’ü ‘gerilim filmi’ çizgilerine çekiyor. Sonraları içlerine dahil olduğu tuhaf ailenin kestirilemez hamleleri bu çizgileri daha da geriyor! Ben bu yanlarıyla bir süre sanki bir M. Night Shyamalan yapıtının içinde geziniyormuşuz gibi hissettim, sonra ‘Bu bir David Lynch’e gönderme çabası olabilir mi’ diye düşündüm. Lakin Petzold’un kendine özgü bir tadı, mahareti ve dünyası var ve ‘Aynalar No. 3’ belki Alman yönetmenin klasöründeki en iyi yapıtlarından biri değil ama dingin anlatımı ve kimi metaforlarıyla izlenmeyi hak ediyor.
Öyküyü kuşkusuz Petzold’un daha önce ‘Undine’, ‘Transit’ ve ‘Afire’ filmlerinde de birlikte çalıştığı Paula Beer sürüklüyor. Tom’un erkek arkadaşı Jacob’un ölümüne üzülüp üzülmediği sorusuna “Aslında değilim, olmam gerektiğini biliyorum ama” mealinde bir cevap veren Laura, bu yanıyla bana Albert Camus’nün ‘Yabancı’sının ana karakteri Meursault’yu da hatırlattı. Betty’nin evinde birçok şey (musluk, bulaşık makinesi, bisikletin selesi) bozuk ve bunları onarmak için tamirci eşi ve oğlu hemen devreye giriyorlar. Lakin kırık kalbinin ve ruhunun tamiri imkânsız ve Barbara Auer, karakterinin çaresizliğini yansıtmada çok başarılıydı. Filmde Betty’nin kocası Richard’ı Matthias Brandts, oğlu Max’i de ‘Afire’den hatırladığımız Enno Trebs canlandırıyordu.