ÖĞRETMEN HANIM BU ÇOCUKLAR ÖĞRENCİ Mİ ‘İÇERİK’ Mİ
Eğitim dedik, eğitimden devam edelim.
Bir ilkokul öğretmeni düşünün. Üzerinde abiye bir kıyafet var. Derdim ne giydiği değil. İstediğini giysin. Ama orası bir okul bahçesi. Düğün değil, parti değil; 10-11 yaşındaki çocukların mezuniyet töreni.
Ortada upuzun kırmızı bir kurdele. Öğretmen tek tek kesiyor.
O ayrı ağlıyor, çocuklar ayrı, veliler ayrı...
Peki ben Afyonkarahisar’daki adını bile bilmediğim bir okulda yaşanan bu ana nasıl tanık oluyorum?
Çünkü kamera kayıtta.
Altında dokunaklı bir müzik, ağır çekim görüntüler, özenli bir kurgu... Yeşilçam tadında.
“Önüme düşüyor.”
Son yıllarda okullarda tuhaf bir şey oluyor.
Sınıflar eğitim yuvasından çok TikTok stüdyosuna benzemeye başladı.
Üstelik çoğu zaman çocukların ne düşündüğünü, ileride bundan rahatsız olup olmayacağını kimse sormuyor.
Yanlış anlaşılmasın. Öğretmenin öğrencilerini sevmesi, vedalaşırken duygulanması son derece doğal.
Ama kendi çocuğumuzu paylaşmanın bile hukuki ve etik riskleri varken, emanet edilen öğrencilerin duygularını “beğeniye” sunmak, eğitimciliğin temel ilkeleriyle ne kadar örtüşüyor?
Acının da sevincin de kurgulanması yerine doğal akışında yaşanması daha sağlıklı değil mi?
Yoksa bu çocuklar öğrenciniz değil de sosyal medya figüranınız mı?
Benim bildiğim eğitim bir sahne performansı değil, sessiz ve sabırlı bir inşadır.
Ve acilen öğrencilerimizin duygularını, yetişkinlerin görünürlük arzusuna kurban etmediğimiz bir iklime ihtiyaç var gibi.