Bırakın da huzurla uyusun
Bir aile evladını kaybetti, dünyanın en ağır acısıyla baş başalar şimdi.
Ölümün en tuhaf tarafı şu: Bir insan için zaman duruyor ama başkaları için hayat akmaya devam ediyor. Ve en kötüsü de bazıları çoktan başka şeylerin peşine düşüyor.
Genç oyuncu Ece İrtem’in ani vefatı sonrasında da böyle oldu. Dedikodu kazanı kaynıyor:
“Flaş! Antidepresan kullanıyordu...”
“Şok! İçki de içiyordu...”
“Son dakika: İşte son görüntüleri...”
Yahu ne yapıyorsunuz?
Otopsi sonucu elbette açıklanır. Ölüm nedeni neyse ortaya çıkar. Kalp krizi mi, başka bir sağlık sorunu mu, farklı bir durum mu; bunu öğrenmek adli makamların işi.
Fakat daha toprağa verilmeden bir insanın hayatını dedikodu malzemesine çevirmek de bizim işimiz olmamalı.
Günün sonunda ortada tek bir gerçek var: Gencecik bir kadın öldü.
Ve ne yazık ki ne onun “son görüntülerini” izlemek, ne içip içmediğini konuşmak, arkasından onlarca iddia üretmek hiçbirimize bir fayda sağlamayacağı gibi onu geri de getirmeyecek.
Ölüm karşısında susmak gerek. Ama bilmiyoruz. Mutlaka bir sebep bulmak, hikâye yazmak, bir gizem üretmek istiyoruz.
Oysa yapılması gereken basit: “Allah rahmet eylesin” demek.
Ailesinin acısına saygı göstermek.
Ve geride kalan sözlerini hatırlamak.
Bir ay önce katıldığı bir programda şöyle diyordu: “Bir kul olarak çok fazla şeyi kafaya takıyoruz. Ben bu zamanı çiçekleri koklayarak, teyzemi belki iki defa fazla öperek geçirebilirdim.”
Bütün bu gürültünün içinde duyulması gereken tek cümle bu işte.